Posts Tagged ‘özer güngören’

Bir beşiktaş akşamı

Ekim 23, 2010 - 12:27 pm No Comments

Yağmurlu bir beşiktaş akşamı, yoğun akıcı trafiği, yağmurdan kaçar adım yayaları, kuru bir köşe bulup sığınmış köpek yalnızlığı, kafası çöp kutusunda yemek bulma umudu ve korkusunu aynı anda yaşayan kedi, bugün ilk iş günü olan kumpirci, akbil dolduran büfeci, dolmuş durağında sırayı kontrol eden kahya, kazan da içkisini içen az sonra maça gidecek çarşılılar, bir beşiktaş yaşam döngüsünü tanımlıyor. Bu döngüdeki amacımı henüz bilmiyordum.

Sadece kadıköy-taksim seferini yapmakta olan 110 nolu otobüste, beşiktaşın yanında geçmekte camına dayanmış kafa içerisinde ü boyutlu hayaller kurmaktaydım.Virajlar, dönüşler, süreçler, kokular, , ayaktaki yolcular, annesiyle tartışan kız, telefonda sevgilisine geç kalacağını söyleyen genç, tüm anlamsızlığı ile göz önünde bana bakıyor. Ben onlara bakıyorum. Bakıyorlar, bakıyoruz, bakışıyoruz, kesişiyoruz, uzun uzun dalıyoruz. Bir bütün olmuşken sarsılıyoruz, ışık yeşil olmuş otobüs harekete etmiş gidiyoruz.

11.09.2010   19.55

Such-ma

Ekim 20, 2010 - 2:28 pm No Comments

Saçmalamak istiyor, ama başaramıyorsan, doğana uygun hareket et saçmalamayı bırak. Minibüsün tozlu camlarına yağmurun ilk damlaları çarpmaya başladı. Dışarısı artık grimtırak gözükmeye başladı. Bir yağmur damlasının toz zerreciklerinin arasına düştüğünde ne olur biliyor musun? İlk düştüğü yerdekileri içine alır damla ilerledikçe gittiği bölgedeki yeni zerrecikler ona ilgi gösterir. Şöyle ki ünlü birinin sokakta yürümesi gibi, bakışları nasıl ki üstüne alır, öyle bir şey bizim küçük yağmur damlacığının yaptığı, ardında gözleri nemlenmiş toz zerrecikleri bırakır. İlerlemeye devam eder. Kendinden ödün vererek, saçmalamaya son vermeyerek.

05’ eylül 10.05

Uyku

Ekim 18, 2010 - 12:57 pm No Comments

Stres, sıkıntı ve huzursuzluk verecek tüm bulutlar sanırım etrafımı sarmıştı. Yer yer diye tabir edebileceğim yer odamın iç kısmıydı. Belki de çok sigara içmiş durumu fazla abartmıştım. Neyse dedim, saatimi 08.30’a kurup uyumak üzere yatağıma uzandım. Duştan çıktığımda saçlarımı kurulamama gibi bir huy takınmıştım son zamanlarda. Bu gecede durulamadım. Lastik bir toka ile bağladım ve yastığımı nemlendirmeye başladım. Önce sol tarafa döndüm, takribi 15 dakika, sonra sırtüstü böyle de 5-6 dakika geçtikten sonra, sağa döndüm. 10 dakika kadar da böyle denedim olmadı. Yüzükoyun uzandım. Koyun diyince aklıma çitlerin üzerinden atlatılan koyunlar geldi. Gözlerimi kapattım ve koyunları nereden bulacağımı düşündüm. Önümüz ramazan bayramı, kurban bayramı olsaydı kolaydı. Otogara gittim. İç Anadolu otobüslerinden birine bilet aldım ve bindim. Otobüsler de uyuyamıyordum. Zaten rüya içinde rüya da hoş olmazdı. Nereye gittiğimi bilmiyor, koyunları nereden bulacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Saatler geçmiş bayağı yol kat etmiştik. İkinci mola verilen yerde indim ve tesislerin arkasına dolandım. Birkaç inek gördüm, heveslendim koşmaya başladım. İneklere sordum “Buralarda koyun var mı?” anlamsızca yüzüme bakıyorlardı. “Ne diyor ulan bu” der gibi. Durumu izah ettim, “Uyuyamıyorum, uyumak için koyunlara ihtiyacım var, uzun yoldan geldim.” dedim. Durumuma acıdılar ve beni yanlarına alıp bir tepeye götürdüler. Gecenin bir yarısı dört inek bir de ben beş inek tepe üzerinde bir çiftliği dikizliyoruz. “Bizden bu kadar aha koyunlar uyumak üzere git n’apıyorsan yap.” diyip yanımdan ayrıldılar. Çomar’a dikkat! Son bir nefesle. Tepeden aşağı lay lay inmeye başladım. Tam çitlere geldim. Karşımda çok yaşlı ama bir o kadar da zinde gözüken, bir çift göz, “hop bakalım hemşerim bu saatte hayırdır?” dedi. Biraz korktuğumdan aceleyle durumu anlattım. Anlayışlı çıktı. “Ev ahalisi uyanmadan fazla gürültü etmeden, koyunları çok yormadan halledelim şu işi” dedi yaşlı çomar. “Yarın koyunlar engelli koşu yarışması var çabucak halledelim.” dedi. Çok sevindim. Çitlerin arkasına geçtim. Ayakta uyuyan birkaç koyun dürttüm. Bişi olmadı. 20-30 tanesi çok pis horluyordu. Uyanık bulduklarıma yalakalık ettim. “Yarın yarışmalarda tezahurat edeceğim.” Dedim. Nuh dediler, çimento demediler.Bir tanesi kenardan bizi dinleyen iri kıyım “olur evlat” dedi.  Ben ekibi çağırayım dedi. Ama biz yaşlıyız atlamak falan zor işler, sen çitlere dahta koy biz onun üzerinden yürüyelim sende şu çimlere uzan say bizi. Ama dekolte giymeyiz. Gecenin bir yarısı yattığın yerden seyredip sayacaksın. Çoluğun çocuğun önünde olmaz, madara olamayız. Dedi. Kabul ettim, hemen çomarın yanına koştum. Uzun kereste dahta odun nereden buluruz dedim. Öfledi, pöfledi, burun kıvırdı. Rüşvet istedi. Verdim, tarif etti.Çiftliğin diğer tarafından iki kereste iki odun iki de dahta kaptım. Çitlerin üzerine koyunların geçmesi için yol yaptım. Ve tepeye geçtim. Başlayın dedim. İlk koyun tam dahtaya çıkmaya başladı. Telefonum çalmaya başladı. Baktım Kamil arıyor. Kasap Kamil, “ hacı, senin peşinde olduğun kuzuyu gördüm. Ama nerede gördüğümü söylememi istersen sana beş koyun patlar” dedi. Hayde kasap et derdinde, koyunlar can atlama derdinde, ben uyku derdinde, uyandım. Saate baktım 00.15 yarım saat uyumuşum. Şimdi uyandım. Uyuyamıyorum.

03’ eylül    23.45

kabarcık

Eylül 30, 2010 - 2:42 pm No Comments

hava kabarcıkları görüyorum, ağzımdan çıkan , benim gibi yüzlercesi hep bir ağızdan çıkarıyoruz kabarcıkları… Şaşkın gözlerler izleniyorum. En önde durmuş şovumu yapıyorum adeta yüzlercesini ben yönetiyorum. Aslında birlikte hareket etmek bizim doğamızda var, ama doğamız burası değil. Kaç zaman oldu bilmiyorum ışıklar sürekli açık ne zaman uyumalı, uyanmalı şansa kalmış. Bir ülkenin teknolojik gelişiminin şansa kaldığını savunan Solow gibi, soluyorum havayı. Bir akvaryum içerisinde tıkış tıkış yüzlerce gibi yüzgeçler ile ilerleyip, solungaçlar yardımıyla alıyoruz yaşamı. Kim ne derse desin, burada olmaktan , burada ölmekten mutlu değilim ben.

04′ eylül 2010    02.00

Bir yel esintisi

Ağustos 23, 2010 - 12:27 pm No Comments

Açlığımı batırmıştım. Hava kararmış, uyku bastırmıştı. Kenarda ağaç kavuğuna sığındım. Gözlerim kapanıyor bense direncimi kaybetmiştim. Ulumalar işittim. Karanlık içinden bir ışık süzmesi yayıldı. Uykuya daldım.

Yağmur şiddetini arttırmıştı. Sinir bozucu bir şekilde, metal tavana çarpan yağmur damlacıkları beynimde bir çekiç darbesi gibi iniyordu. Her yer bembeyaz renkliydi. Işıklar beyaz, koltuklar beyaz, duvar, yer , tavan, hatta üzerinde uyuduğum bilardo masası bile beyazdı. Her yer bembeyaz. Olduğum yerde doğruldum. Dikkatimi toplamaya çalıştım. Kıyafetlerim yoktu. Beyaz bir kıyafet vardı üzerimde bir de beyaz bir baş ağrısı. Duvarların tam ortasında kapılar vardı.Etrafıma daha dikkatli bakınca 4 kapı birbirine simetrik bir şekilde 4 duvarda ve duvarların tam ortasında, masa ise odanın tam merkezinde duruyordu. Her şey fazla kusursuz tasarlanmıştı.  Neredeydim ben?

denemesende olur

Temmuz 5, 2010 - 8:29 pm No Comments

Kesik, derin ama acısız. Hissedilmeyen ama gözle de görülen bakmaya cesaret edemezken gözüne sürekli ilişen.

Sızı, duyup duyamayacağın bir iç ses yankısı gibi kafan da. Pişmanlık ile mutluluk arasında gidip gelen bir metronom hayat.

Var, olmasını bilmeyen olası hiddetlenen gizli gizli büyüyen, yakın, bir istediğin olmasa da yaratılan, sen istemesen de kabullenmesen de benim içimde sana karşı duyulan özlem.

Hiçbiri, küçük bir çocuksan öğrenemeyeceğin , çok seviyorsan asla yetinemeyeceğin, evliysen asla söyleyemeyeceğin, eğer doğruyu zaten biliyorsan bunların arasında bulamayacağın.

Yağmura

Temmuz 5, 2010 - 8:26 pm No Comments

Bir bir düşer olmuş damlalar, birbirleri ile yarışır adeta , sanki spermsinizde yere ilk düşen daha şanslı , alaklası yok ulan. Her bir metrekareye bilmem kaç kilo düşmüşsünüz. Dalın da yeni açmış çiçeklerin günahı ne sizin ağırlığınızı taşıyamıyorlar. Biraz daha sakin olamaz mısınız?

süre

Temmuz 5, 2010 - 8:23 pm No Comments

Bir yolcudur, hiç farkına varamadığı zamandan, meçhule koşan insan, asıl istediğini bilmeden.

Karanlıktan aydınlığa ne zaman çıkacağını bilemeden yol alır.