Uyku
Stres, sıkıntı ve huzursuzluk verecek tüm bulutlar sanırım etrafımı sarmıştı. Yer yer diye tabir edebileceğim yer odamın iç kısmıydı. Belki de çok sigara içmiş durumu fazla abartmıştım. Neyse dedim, saatimi 08.30’a kurup uyumak üzere yatağıma uzandım. Duştan çıktığımda saçlarımı kurulamama gibi bir huy takınmıştım son zamanlarda. Bu gecede durulamadım. Lastik bir toka ile bağladım ve yastığımı nemlendirmeye başladım. Önce sol tarafa döndüm, takribi 15 dakika, sonra sırtüstü böyle de 5-6 dakika geçtikten sonra, sağa döndüm. 10 dakika kadar da böyle denedim olmadı. Yüzükoyun uzandım. Koyun diyince aklıma çitlerin üzerinden atlatılan koyunlar geldi. Gözlerimi kapattım ve koyunları nereden bulacağımı düşündüm. Önümüz ramazan bayramı, kurban bayramı olsaydı kolaydı. Otogara gittim. İç Anadolu otobüslerinden birine bilet aldım ve bindim. Otobüsler de uyuyamıyordum. Zaten rüya içinde rüya da hoş olmazdı. Nereye gittiğimi bilmiyor, koyunları nereden bulacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Saatler geçmiş bayağı yol kat etmiştik. İkinci mola verilen yerde indim ve tesislerin arkasına dolandım. Birkaç inek gördüm, heveslendim koşmaya başladım. İneklere sordum “Buralarda koyun var mı?” anlamsızca yüzüme bakıyorlardı. “Ne diyor ulan bu” der gibi. Durumu izah ettim, “Uyuyamıyorum, uyumak için koyunlara ihtiyacım var, uzun yoldan geldim.” dedim. Durumuma acıdılar ve beni yanlarına alıp bir tepeye götürdüler. Gecenin bir yarısı dört inek bir de ben beş inek tepe üzerinde bir çiftliği dikizliyoruz. “Bizden bu kadar aha koyunlar uyumak üzere git n’apıyorsan yap.” diyip yanımdan ayrıldılar. Çomar’a dikkat! Son bir nefesle. Tepeden aşağı lay lay inmeye başladım. Tam çitlere geldim. Karşımda çok yaşlı ama bir o kadar da zinde gözüken, bir çift göz, “hop bakalım hemşerim bu saatte hayırdır?” dedi. Biraz korktuğumdan aceleyle durumu anlattım. Anlayışlı çıktı. “Ev ahalisi uyanmadan fazla gürültü etmeden, koyunları çok yormadan halledelim şu işi” dedi yaşlı çomar. “Yarın koyunlar engelli koşu yarışması var çabucak halledelim.” dedi. Çok sevindim. Çitlerin arkasına geçtim. Ayakta uyuyan birkaç koyun dürttüm. Bişi olmadı. 20-30 tanesi çok pis horluyordu. Uyanık bulduklarıma yalakalık ettim. “Yarın yarışmalarda tezahurat edeceğim.” Dedim. Nuh dediler, çimento demediler.Bir tanesi kenardan bizi dinleyen iri kıyım “olur evlat” dedi. Ben ekibi çağırayım dedi. Ama biz yaşlıyız atlamak falan zor işler, sen çitlere dahta koy biz onun üzerinden yürüyelim sende şu çimlere uzan say bizi. Ama dekolte giymeyiz. Gecenin bir yarısı yattığın yerden seyredip sayacaksın. Çoluğun çocuğun önünde olmaz, madara olamayız. Dedi. Kabul ettim, hemen çomarın yanına koştum. Uzun kereste dahta odun nereden buluruz dedim. Öfledi, pöfledi, burun kıvırdı. Rüşvet istedi. Verdim, tarif etti.Çiftliğin diğer tarafından iki kereste iki odun iki de dahta kaptım. Çitlerin üzerine koyunların geçmesi için yol yaptım. Ve tepeye geçtim. Başlayın dedim. İlk koyun tam dahtaya çıkmaya başladı. Telefonum çalmaya başladı. Baktım Kamil arıyor. Kasap Kamil, “ hacı, senin peşinde olduğun kuzuyu gördüm. Ama nerede gördüğümü söylememi istersen sana beş koyun patlar” dedi. Hayde kasap et derdinde, koyunlar can atlama derdinde, ben uyku derdinde, uyandım. Saate baktım 00.15 yarım saat uyumuşum. Şimdi uyandım. Uyuyamıyorum.
03’ eylül 23.45







