His

Kalabalığa rağmen ıslak kaldırımlarda yürüyebilmek,
Yağmura aldırış etmeden kokusunu alabilmek,
Islık çalmadan sesini duyurabilmek,
Görmeden değişkliği hissedebilmek,
Zamanın gerisinde durup ileriyi görebilmek,
Yemek yemediğin halde tok olabilmek,
Yokluğunda varlığını hissedebilmek,
Bir bakış uğruna elindekileri feda edebilmek,
Kafanı yastığa koyduğunda yüzünü görmek,
Belki de karşılıksız bir şeydir sevmek.

Görsel buradan alıntıdır.

Işık- SON

Sarıldı sımsıkı sarıldı daha çok sarıldı. Öptüm alnından saçlarından, yanaklarından, dudaklarından, kim bilir ne kadar uzun zamandır bu denli öpmedim onu. Camın önüne çöktük sarılmıştık, kıpırdayamıyorduk. Kenetlendik, gözümüz hiç bir şeyi görmüyordu. Ona onu ne kadar sevdiğimi ne kadar hatalı olduğumu söyleyemeden susturdu beni.

Konuşma lütfen sarıl sadece dedi. Daha fazla konuşamadım. Titriyordu, oysa kaloriferler yanıyordu, yerde sırtımızı dayadığımız petek sıcacıktı. Ben terliyordum. Üstüne bir şey getirmemi istedi. Hızlıca kalktım fırladım. İçlerinde ne olduğunu bilmediğim dolapları açtım, çekmecelere baktım, zaman kaybetmemek için yatağın kenarındaki battaniyeyi aldım, içeri koştum. Elimde battaniye odaya girdim. Oda boştu, cam açık. Korkarak cama koştum bakamıyordum dışarı, cesaretimi toplayarak aşağı baktım. Saçma düşünceler içerisindeydim neyse yanılmıştım. Bu kadar zayıf değildi. Balkon kapısı da açıktı.
Balkona çıktım. Korkulukların diğer tarafına geçmiş ağlıyordu. Göz göze geldik. Sakın dedim.
Sakın dedi.

Yaklaşma, bu kadarı yeter bile ben doldum, doydum. En iyisi bu olacak gücüm kalmadı artık.
Lütfen dedim, yapma dedim. Dinletemedim.
Haykırdım; yapma hayır,  yapma ne olur, saçmalama dur iyi olan şey bu değil, ne olursun beni ardında böyle sensiz, sessiz bırakma ne olur yapma. YAPMA!
Dedim, dedim dedim dedim dinletemedim … Özgürlüğe kanat çırpan bir güvercin gibi boşlukta süzüldü süzüldü. Kollarını iki yana açmış, sanki sahilde bana doğru koşar gibi ama uzaklaşarak. Seni seviyorum diyerek gidişini gördüm korkulukları sımsıkı tutmuş sıkmış kasılmış kalmıştım.
Aklımdan gitmiyor, gözlerinden akan yaşlar, bana bakan o gözler, her şey bir şekil, bir biçim halini almıştı. Artık her şeyini kaybetmiş biriydim. Uyuyamıyordum, ışığa bakamıyordum, sigara ve alkol her yerde yanımdaydı. Beni kim? Ne şekilde? Ne zaman buldu? buraya nasıl geldim?  hatırlamıyorum, biliyorum tamam, ama iyileşmek istiyorum. O geceden bu güne 1264 gün geçti. Pardon adınız neydi doktor hanım? Gözleriniz çok tanıdık, ben hatırlıyorum ben iyiyim ben, derse gitmeliyim.

Işık-4

O sırada kapının kilidini duydum. Yukarıya kadar çıkmıştı. Kapının arkasında anahtarı ters bırakmıştım. Şimdi aklıma geldi. Zili çaldı. Kapıya yöneldim. Şaşırdı. İlk şaşkınlığı evde olmam, diğeri içinde bulunduğum kıyafetlerim. Soğukkanlı bir şekilde erken değil mi  senin için ? dedi.
Haklıydı lanet olsun ki haklıydı. En son ne zaman 11’den önce eve geldiğimi hatırlamıyorum.Bu yüzden hiç bir şey de söyleyemeden karşısında bekliyordum.Bu arada bugün palyaçoluk mu yaptın? Nedir bu üzerindeki soytarı kıyafetleri? dediğinde, fortmantoya yaslandım. Ayakkabılarını çıkardı. Hırkasını ve çantasını bırakıp  yol vermemi istedi. Önünde engel olarak duruyordum. Çekildim.
Işıklar neden kapalı ne yapıyorsun karanlıkta? dedi, cevap veremedim. Seninle konuşuyorum. Duyuyor musun? diyerek yineledi.

O sırada cdnin 7. şarkısı başladı. “how am i supported to live without you” ikimizinde en sevdiği şarkısıydı , Micheal Bolton’ın. Salona geldiğinde konuşmayı bırakmış kapının önünde şaşkınlıkla masaya bakıyordu.Şarap, italyan salatası, meksika soslu tavuk, haydari , acılı ezme, tam bir karmaşa halinde alakasız yemekler, mezeler, pilaki , defne yapraklı pilav, az pişmiş bonfile masanın üzerinde dokunulmamıştı.  Masanın önünde durdu. Yakmasına izin vermediğim mumların hepsi yanıyordu. Açılmasını sevmediğim perdelerin hepsi sonuna kadar açıktı. Camın önüne yanıma geldi. Bir şey söyleyemiyordu. Alt dudağı titremeye başladı. Anlamsız gibi duran iki vücut karşılıklı nefes alıp veriyordu. Aynı ritimle konuşmadan o kadar çok şey söylendi ki birbirimize, her nefes alışımızda birbirimize karşı daha anlayışlı daha hassas oluyorduk.Ellerim saçlarını okşadı yavaşça, kaşlarını sevdim. Yanaklarını okşuyordum elimin yanından süzülen bir kaç damla yaşı tuttum.Dudakları kurumuştu. Boynu çok daha zarifti. Boynuma sarıldı, kurumuş dudakları, gözünün yaşı ile nemleniyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, öyle bir sarılıyordu ki, sanki içime girmek istiyordu. Tepkilerim istemsizce aynı şekilde hareket ediyor, sımsıkı sarılıyordum. Tek bir vücut olmuş aynı anda nefes alıyor, aynı anda hıçkırıyorduk.  Beni bu şekilde ilk defa gördüğünü biliyorum. Çünkü bende kendimi ilk defa böyle görüyordum. Hırsını çıkar dedim o ATM kutusundan vur tekme at senden büyük olsa da korkma dedim ve minicik elleri ile vurdu göğsüme daha sonra yine sarıldı. Vurdu. Sarıldı. Vurdu. Sarıldı.Vurdu. Sarıldı.Saldırdı. Vuruldu.Sarılarak saldırdı.

Işık-3

Bunları düşünürken 4. şarkının bittiğini fark ettim. Kadehimi yeniledim ve yeni bir sigara yaktım. Perdeleri tamamen açtım ve camın kenarından dışarıyı izlemeye koyuldum. Yukarıdan yokuşun başında geldiğini gördüm. Gri kırçıllı hırkası vardı, mavi tişörtünün üzerinde, dar bir blucin ve en sevdiği converse ayakkabıları ile yokuşun başından aşağı doğru iniyordu. Bu sahne beni 10 ıyl geriye götürdü. Islak sapanca gölü manzarası olan üniversitenin laboratuar camındaki sabaha, laboratuarda gelmesini bekliyordum öğrencilerin, panoları hazırlamıştım. CNC, PLC ve otomatik kumanda üzerinde çalışmalar yapacaktık. Herkesten önce gelip kontrolleri yaptım. Sabah kahvemi aldımve Lab. II’nin arkasındaki çift kanatlı pencereyi açtım.  Sol tarafımda göl, sağ tarafımda spor akademi öğrencileri sabah koşusu yapıyordu. Sigaramı yaktım ve seyre daldım. İdari işlerin önündeki ATM’lerin önünde debelenen küçük mavi şirin şeyi gördüm. Kendisini iki katı büyüklüğündeki ATM’ye kafa tutuyor ve tekmeliyor. Sakin olması için seslendim, oralı olmadı. O sıra sınıfa giren bir arkadaşıma teslim edip sınıfı , merdivenlerden aşağıya doğru hızla koşmaya başladım ATM’lere doğru. Vardığında yanına önünde oturmuş ağlıyor, minicik elleri ile kapatmaya çalışıyor o  küçük gözlerin, çocuk gibiydi.Konuşmuyordu. Önce kartını yuttuğunu düşündüm makinenin yada parası sıkıştı alamadı.
Oysa borç verdiği eski ev arkadaşı borcunu yatırdığını söylemişti. Ev kirası, elektrik faturası, okul harcı hepsinin son ödeme günüydü ama hesapta para yoktu. Durumuna üzüldüm.En önemlisi ağlayan o gözlerindeki hırsı ve asaleti gördüm. Toz kondurmamaya çalışarak hıçkırıyordu. Şemsiyesini açtım, çay ocağına yürüdük beraber, yardım etmek istediğimi söyledim. O sırada ders başlamış ve bense çay ocağında başka bir dünya da dersteydim. Hocam durumu anladı ve benim sorumsuz olduğumu düşünerek, kızarak dersi anlatıyordu kesin, ama umurumda değildi. Ben burada mutluydum.Her sabah burada buluşup çayımızı içiyorduk peyzaj mimarı adayı ile , aynı mühendislik binasındaydık. Ben 5. katta, o ise 3. katta okuyorduk. Çay içmeler , aralar da muhabbette dönüşmüştü.

Işık -2

İlk defa bu kadar merak etmiştim. Sakin olmayı denedim, bilgisayarımı açtım ve internete girdim. Eğer sohbet programında aktif ise oradan görüşebilirdik. Orada da yoktu. Camın önünde durup bir sigara yaktım. Bir kadeh şarap aldım. Geceyi aydınlatan ışıklara bakıyordum. Yokuş olan sokakta yine arabalar çift sıra park etmişlerdi. Arabasını park edecek yer bulmaya çalışan biri sokakta bir aşağı bir yukarı gidiyordu. Sokağa sessizlik hakimdi. Rüzgar ağaçlarda hışırtı yapıyordu. 4 yıldır bu evdeyiz ve bu sesi ilk defa duyuyordum. Kenarda duran büyük mumları yaktım. Sehpadaki küçük olanları da , avizeyi ve holdeki apliği söndürdüm. Müzik setinin başına geçip Micheal Bolton cdsini koydum. 1996 mayısında HABITAT yüzünden okullar 2 hafta erken kapanmıştı. 2-3 aile ve çocukları olarak bir aile dostumuzun karamürsel deki yazlığına tatil için giderken almıştım Micheal Bolton kasetini, orada tek dinlediğim kaset bu olmuştu. 2003 yılında aldığım orijinal cd  kasetin yerini almış o günden beri bu cd bana eşlik etmiş ve hala favori albümlerim arasındadır. Yaşıtlarımın müzik dinleme alışkanlığı olmadığı bir dönemde benim yabancı albümler dinliyor olmam arkadaşlar arasında eğlenceye konu oluyordu. Kolay bir çocukluğum olmadı dersem yalan , normal olmayı sevmiyordum. Nereden mi biliyorum?  yaptıklarımın normal olmadığını söyleyip duruyorlardı. Ben zevk alıyordum bu şekilde yaşamaktan, başta benim yaptıklarımı yargılayanlar , eleştirenler ilerleyen süreçlerde benim gibi davranmaya başlıyorlardı.Her zaman farklıydım. Belki isteyerek belki istemeden, ama farklı olmak bana yakışıyordu.Artık normal olamazdım.

Işık -1

Bir şeylerin istediğim gibi gitmediğini biliyorum. Kendime de itiraf edemiyorum. Bazen saatlerce karşılıklı susabiliyoruz. ikimizde nereden başlayacağımızı bilmiyorduk. Kimi hafta sonları konuşmamak için aynı evde iki yabancı gibi dolanırdık.Konuya girmeye korkar, ama giremediğimiz için vicdan azabı çekerdik. Bu akşam evet bu akşam kararımı vermiştim. Ben konuyu açacaktım. İşten izin aldım, semt berberinde oyalandım. Alışveriş yaptım, eve erken gittim her zaman ki gibi 19.30 da evde olur diye aramaya gerek duymadım. Güzel bir akşam yemeği hazırladım. Geceye John Lee Hooker renk katıyordu.  Salata güzel olmuştu. Kırmızı meyveli şarabın mantarı açıldığında odayı kokusu sarmıştı bile.

Saat 18.45 sularında olmalıydı. Hazırlanmak için banyoya girdim sonra üzerime çarşıdan aldığım canvas  pantolunu, V yakalı süeteri giydim. Yarı spor tarzda giyinmemi daha çok seversin diye, saate baktım 20.20 şaşırdım ne zaman bu kadar vakit kaybetmiştim. Ben hazırlanırken gelmiş olabilir mi ? Panikle içeri geçtim kimse yoktu. Hala evde tektim. Bu kadar geç kalmazdı. Hemen cebini aramayı düşündüm. Sonra daha önce niye böyle davranmadım dedim, her akşam geç gelen bendim ve o beni artık aramıyordu. Onu cebimden aradığımı hatırlamıyorum, numarasını hatırlamıyorum. Arasam bile ne diyecektim ki, benim bu saatte evde olmayacağımı biliyor. Hem nerede kaldın da diyemem çünkü bu akşam yaptıklarım sürpriz olacaktı.

15 Kasım yeni uygulama

Metrobüs hattında yeni uygulama!

15 Kasım tarihinden itibaren metrobüs hattında turnikelerden para vererek geçiş kalkıyor Ey Halkım!

Metrobüse binmek için Akbil, İstanbulkart veya Sınırlı Kullanımlı Elektronik Bilet kullanmaları gerekecektir.

Bu yüzden arefe günü perişan olmamanız için önlem almanızı tavsiye ediyorum. Normal günlerde boş olan turnikeler paralı geçiş kalktıktan sonra daha da boş olacaktır bunu UNUTMAYIN.

Sıradan bir akşam saati Mecidiyeköy durağında oluşan paralı geçiş sırasını ve normal turnike gişelerinde oluşan küçük kalabalıkları aşağıdaki görsellerden daha iyi anlayacağınızı umuyorum.

Önemle Duyurulur.

Limonlu sırma maden suyu ve ben

4. levent metro istasyonuna elimde limonlu sırma marka maden suyu ile girdim. Para üstü olarak aldığım 30 kuruşu (25kr+5 kr) küçük bir yırtığı olduğunu unuttuğum sağ cebime koydum. Onlar da bu yırtıktan aşağı direk ayakkabımın içerisine düştü. Yürürken parmaklarıma batan ve şıkırdayan bir sesle yol almaya çalışıyordum. Yürüyen merdivene geldiğimde hala şişeyi nasıl açacağım diye düşünmeden kendimi alamıyordum. Sonra kafam da anahtarları denemek geldi. Ve evimin kale marka kilidini açan düz anahtar parmağımı az ezdiyse bile şişeyi açtı. Metroya bindim ve yanımda oturan henüz 3 yaş sularında olduğunu tahmin ettiğim kız çocuğunun yüz mimiklerine kilitlendim. Çok komik ve çok doğaldı. Gülmemek imkansızdı.Onu süze süze içtim sırma maden suyumu, midemin hırıltı ve yanması maden suyundan mı gülmekten mi bilmiyorum ama hızlıca geçmişti. Bu arada metrodan inip taksime çıkarken , gezi parkı çıkışını kullanarak kumbara tadındaki ayakkabımdan paraları çıkarıp yoluma devam ettim.

23 ekim  16.37

Uyku

Stres, sıkıntı ve huzursuzluk verecek tüm bulutlar sanırım etrafımı sarmıştı. Yer yer diye tabir edebileceğim yer odamın iç kısmıydı. Belki de çok sigara içmiş durumu fazla abartmıştım. Neyse dedim, saatimi 08.30’a kurup uyumak üzere yatağıma uzandım. Duştan çıktığımda saçlarımı kurulamama gibi bir huy takınmıştım son zamanlarda. Bu gecede durulamadım. Lastik bir toka ile bağladım ve yastığımı nemlendirmeye başladım. Önce sol tarafa döndüm, takribi 15 dakika, sonra sırtüstü böyle de 5-6 dakika geçtikten sonra, sağa döndüm. 10 dakika kadar da böyle denedim olmadı. Yüzükoyun uzandım. Koyun diyince aklıma çitlerin üzerinden atlatılan koyunlar geldi. Gözlerimi kapattım ve koyunları nereden bulacağımı düşündüm. Önümüz ramazan bayramı, kurban bayramı olsaydı kolaydı. Otogara gittim. İç Anadolu otobüslerinden birine bilet aldım ve bindim. Otobüsler de uyuyamıyordum. Zaten rüya içinde rüya da hoş olmazdı. Nereye gittiğimi bilmiyor, koyunları nereden bulacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Saatler geçmiş bayağı yol kat etmiştik. İkinci mola verilen yerde indim ve tesislerin arkasına dolandım. Birkaç inek gördüm, heveslendim koşmaya başladım. İneklere sordum “Buralarda koyun var mı?” anlamsızca yüzüme bakıyorlardı. “Ne diyor ulan bu” der gibi. Durumu izah ettim, “Uyuyamıyorum, uyumak için koyunlara ihtiyacım var, uzun yoldan geldim.” dedim. Durumuma acıdılar ve beni yanlarına alıp bir tepeye götürdüler. Gecenin bir yarısı dört inek bir de ben beş inek tepe üzerinde bir çiftliği dikizliyoruz. “Bizden bu kadar aha koyunlar uyumak üzere git n’apıyorsan yap.” diyip yanımdan ayrıldılar. Çomar’a dikkat! Son bir nefesle. Tepeden aşağı lay lay inmeye başladım. Tam çitlere geldim. Karşımda çok yaşlı ama bir o kadar da zinde gözüken, bir çift göz, “hop bakalım hemşerim bu saatte hayırdır?” dedi. Biraz korktuğumdan aceleyle durumu anlattım. Anlayışlı çıktı. “Ev ahalisi uyanmadan fazla gürültü etmeden, koyunları çok yormadan halledelim şu işi” dedi yaşlı çomar. “Yarın koyunlar engelli koşu yarışması var çabucak halledelim.” dedi. Çok sevindim. Çitlerin arkasına geçtim. Ayakta uyuyan birkaç koyun dürttüm. Bişi olmadı. 20-30 tanesi çok pis horluyordu. Uyanık bulduklarıma yalakalık ettim. “Yarın yarışmalarda tezahurat edeceğim.” Dedim. Nuh dediler, çimento demediler.Bir tanesi kenardan bizi dinleyen iri kıyım “olur evlat” dedi.  Ben ekibi çağırayım dedi. Ama biz yaşlıyız atlamak falan zor işler, sen çitlere dahta koy biz onun üzerinden yürüyelim sende şu çimlere uzan say bizi. Ama dekolte giymeyiz. Gecenin bir yarısı yattığın yerden seyredip sayacaksın. Çoluğun çocuğun önünde olmaz, madara olamayız. Dedi. Kabul ettim, hemen çomarın yanına koştum. Uzun kereste dahta odun nereden buluruz dedim. Öfledi, pöfledi, burun kıvırdı. Rüşvet istedi. Verdim, tarif etti.Çiftliğin diğer tarafından iki kereste iki odun iki de dahta kaptım. Çitlerin üzerine koyunların geçmesi için yol yaptım. Ve tepeye geçtim. Başlayın dedim. İlk koyun tam dahtaya çıkmaya başladı. Telefonum çalmaya başladı. Baktım Kamil arıyor. Kasap Kamil, “ hacı, senin peşinde olduğun kuzuyu gördüm. Ama nerede gördüğümü söylememi istersen sana beş koyun patlar” dedi. Hayde kasap et derdinde, koyunlar can atlama derdinde, ben uyku derdinde, uyandım. Saate baktım 00.15 yarım saat uyumuşum. Şimdi uyandım. Uyuyamıyorum.

03’ eylül    23.45

17 Temmuz Taksim/Sansüre Karşı Yürüyüş


Tarih :    17 TEMMUZ 2010
Yer :    TAKSİM MEYDANI
Saat :    17:00

İnternet’te uygulanan sansürü protesto etmek için 17 Temmuz 2010 Cumartesi günü Taksim Meydanında buluşuyor, temel hak ve özgürlüklerimiz için yürüyoruz.
İNTERNET SANSÜRÜNE KARŞI YÜRÜYORUZ!

17 Temmuz 2010 Cumartesi saat: 17.00 // Taksim Meydanı

http://www.sansursuzinternet.org.tr

Artık bilgiye ulaşabiliyoruz. Okuyabiliyoruz. Daha farklı bakış açılarını görüp bildiklerimizi paylaşıyoruz. Bizler düşünebiliyoruz:

Kendi irademizle verdiğimiz kararlarla kendi hayatımızı yönetebiliyoruz. Bizler interneti kullanıyoruz. İnternet üzerinden çalışıyoruz. Para kazanıyoruz. Kazandırıyoruz. İnternet üzerinde ders çalışıyoruz, eğleniyoruz, üretiyoruz.

Bizler, internet kullanıcıları olarak; çağımıza uymayan hukuk kurallarını kabul etmiyoruz. Site engellemelerinin yasak değil aleni sansür olduğunu biliyoruz. 5651 sayılı kanun ile baskılayamadıkları internet kullanımını hukuk dışı keyfi çözümlerle kontrol etmeye çalışan zihniyetin sözünü dinlemiyoruz!

Bizler internette biraraya geldik ve çözümü sokakta arıyoruz. Ulaştırma bakanının ve ilgili kurumların yanlış bilgilendirmesini yıkmak, insanlara hukuksuzluğu anlatmak ve gerçeklerle buluşmak için 17 Temmuz günü saat 17.00’da Taksim Meydanı’ndan Galatasaray Meydanı’na yürüyoruz.

Eylem programı:

+ Taksim meydanında 17.00’da buluşuyoruz.

+ 17.30’da internet kablosunu keserek açılışı yapıyoruz ve yürüyüşe başlıyoruz.

+ Herkes 17.00 – 19.00 arası Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e twitter üzerinden “Biz Taksim’deyiz, siz neredesiniz?” twit’leri gönderiyor. (@cbabdullahgul) (#sansur hashtagi kullanilarak)

+ Yürüyüş boyunca, yıllar önce TRT sansürlerini eleştiren Devekuşu Kabare’nin söylediği, minik kelebek parçası sansürsüz şekliyle söyleyeceğiz: minik kelebek

+ Galatasaray Lisesi’nin önünde basın açıklamasını okuyoruz.