Zaman….

Günlerden beş mart iki bin dokuz zaman doksan ,

Akrep yelkovanı kovaladığından

Aslında yaşananlar hep noksan ,

Belki Yanımda olsan ,

Kollarında uyusam

Yıldırmasan

İstemeden yine her şeye burnunu soksan ,

Ama ben sana kızmasam,

İçtiğin her sigara ile ciğerlerine ben dolsam,

Ve hıçkıra hıçkıra bağırsan ,

İçinden gelenleri durdurmadan

beni seviyorsan,

Bu sefer ağlamadan ,

Kafanda benden başka bir şey olmadan ,

Sıcak odanın küçük balkonundan

Atlamadan

Durup anlasan

ya gerçekten yoksan ,

Olmasını istediğin olamamışsan,

Vazgeç Üşengeç olmaktan

Kuracak hayal bulamadıysan

Ki Kimisi de korkar bulamamaktan,

Bulmak için uğraşmaktan,

karanlıktan ,

Yalnız kalmaktan,

Yalnız bırakılmaktan,

Aldatılmaktan, aşkını anlatmaktan

Uçaktan,sarılmaktan, aşktan , yardan , dardan , zamandan….

En başından , çaresiz kalmaktan,

Kulağını fısıldadıklarımı dinle bu sefer uyumadan…

alarm çalmadan

Uykumu tam alamadan

Öpmeye doyamadan

Uyandırmaya kıyamadan

Ses çıkartmadan

Ayrılmasam yatağından …

Sen daha gözlerini açmadan…

Git gidebiliyorsan..

Senle olan anlar kalmasa hep noksan.. Zaman olmuş doksan…

Geldiği gibi İçim….

Yaşamak , yaşatmak … Ayaklarım yere basmıyor… üzerinde yürüdüğüm beyaz zemin kar değil artık bulut yığınları.. İçimdeki  enerjinin sebebini bilmiyorum.. Vücudumun alışık olduğu yorgunluk buna izin vermemesi gerekir. Ama sanırım beslenme şeklimi değiştirmem bana fayda sağladı.. belki bu sayede hep daha iyi olucam… Taki beslenme şeklimi değiştirmek zorunda kalmadıkça.. ve bugun aynı taksi şöförü aynı yolu kullanarak getirdi beni .. aynı mesafeyi anı sürede almadığından mı aynı parayı yazmadı taksimetre.. ama aynı şöför aynı yolcuyu taşıdığı içinmi taksimetre de yazan paradan daha az para tahsil etti.. göz seviyemin biraz üstünde duran AR-153EN fotokopi makinesi görünümünde çok fonksiyonel teknoloji harikası printer sayfaları ard arda çıkarırken birden esen rüzgarın kağıtları masama saçması neye alamet ?

Akrep korkmadan bıkmadan durmadan kovalarken yelkovanı hiç aklından geçirmezmi artık ben değil sen beni kovala , yada biraz ara verelim , şu seni yakaladığım an biraz daha uzun birlikte olalım, diye hiç istemezmi.. nasıl bir döngü ortasında dönmeden durabiliyoruz.. Kapı kapı gezip birşeyler satmaya çalışan yaşlı amca dan neden kalem çakmak aldım .. daha önceleri gelenleri umursamadan dinlemeden kapıdan yollamak varken gerek olmadığı halde o kalemleri alıp üstüne bir dünya hayır dua sı almış olmakk.. Bu sabah daha sağlıklı bir kahvaltı etmek… aşkla beslenmek.. karşındakine saygı gösterdiğini hissettirmek .. hissettiklerini ifade etmek ..

Düşün…..-ce..-mek..-me…-dük

Düşünen adam ….

Rodin..

Fransız heykeltraş Rodin ‘in ünlü eseri “Düşünen Adam ” heykeli…
Avrupa da bir çok ülkede üniversitelerin bahçesini süslemektedir. Türkiye ‘de ise
Bakırköy sinir hastalıkları hastanesi bahçesinde… Namı diğer deliler hastanesinde..
(“05 Aralık 1951: İstanbul Bakırköy Akıl Hastanesi’nin bahçesinde Kemal adında bir hastanın yapmaya başladığı “Düşünen Adam” heykelinin kopyası, diğer bir hasta, Yüzbaşı Mehmet Pişdar tarafından tamamlandı.”)
Ülkemizde düşünenleri ya hapse ya tımarhaneye yolluyoruz yani….
Bize bu şansı tanımıyorlar bir şey üzerinde fazla düşünemiyoruz.. Yorum yapamıyoruz .. Bize kalıplara bağlı kalmaya zorluyorlar..Önümüze taş koyuyorlarr. engelleniyoruz.. içimize atıyoruz.. Fırsat buldukça düşündüklerimizi dile getirince anlaşılmıyoruz..
Deli olarak adlandırılıyoruz.. Rodin ‘in Dante yi ilham kaynağı aldı diye biliyorum.. Kendisinden daha bilgili ve akıllı sevgilisini kıskandığından işkenceler yaparmış… O zamandan beri sevilmez akıllı insanlar , düşünen insanlar…. Çekemezlermiş yani….

Yinede düşünmüşler , yılmamışlar yapılanlaraaa….

Düşünmeye devammm… Durmak yok..

Düşün..

Düş..

D