anlamsızca

Geç kalmış sayılmaz aslında kimse kaderini seçmekte ki marifet seçmekte değil, seçtiğin ile yaşayabilmekte.

Hareket etmeye niyet ettiğinde hep boştur depo, ne zaman dolu olsa içinden oturmak gelir.

Kirli, puslu üstü yarım açık bir kapak altında duruyor evraklar el sürmeyeli kaç zaman olmuş bilmiyorum. Sorgulamıyorum.

Jant kapağı fırladı birden önümden, anlamadan kafamı çevirdim ve kırmızı bir arabanın kaldırıma çıkmış görüntüsü duruyordu. Yangın musluğundan yukarı yükselen suyun altında oynayan siyahi çocuklar şarkılar söylüyordu.

Işık- SON

Sarıldı sımsıkı sarıldı daha çok sarıldı. Öptüm alnından saçlarından, yanaklarından, dudaklarından, kim bilir ne kadar uzun zamandır bu denli öpmedim onu. Camın önüne çöktük sarılmıştık, kıpırdayamıyorduk. Kenetlendik, gözümüz hiç bir şeyi görmüyordu. Ona onu ne kadar sevdiğimi ne kadar hatalı olduğumu söyleyemeden susturdu beni.

Konuşma lütfen sarıl sadece dedi. Daha fazla konuşamadım. Titriyordu, oysa kaloriferler yanıyordu, yerde sırtımızı dayadığımız petek sıcacıktı. Ben terliyordum. Üstüne bir şey getirmemi istedi. Hızlıca kalktım fırladım. İçlerinde ne olduğunu bilmediğim dolapları açtım, çekmecelere baktım, zaman kaybetmemek için yatağın kenarındaki battaniyeyi aldım, içeri koştum. Elimde battaniye odaya girdim. Oda boştu, cam açık. Korkarak cama koştum bakamıyordum dışarı, cesaretimi toplayarak aşağı baktım. Saçma düşünceler içerisindeydim neyse yanılmıştım. Bu kadar zayıf değildi. Balkon kapısı da açıktı.
Balkona çıktım. Korkulukların diğer tarafına geçmiş ağlıyordu. Göz göze geldik. Sakın dedim.
Sakın dedi.

Yaklaşma, bu kadarı yeter bile ben doldum, doydum. En iyisi bu olacak gücüm kalmadı artık.
Lütfen dedim, yapma dedim. Dinletemedim.
Haykırdım; yapma hayır,  yapma ne olur, saçmalama dur iyi olan şey bu değil, ne olursun beni ardında böyle sensiz, sessiz bırakma ne olur yapma. YAPMA!
Dedim, dedim dedim dedim dinletemedim … Özgürlüğe kanat çırpan bir güvercin gibi boşlukta süzüldü süzüldü. Kollarını iki yana açmış, sanki sahilde bana doğru koşar gibi ama uzaklaşarak. Seni seviyorum diyerek gidişini gördüm korkulukları sımsıkı tutmuş sıkmış kasılmış kalmıştım.
Aklımdan gitmiyor, gözlerinden akan yaşlar, bana bakan o gözler, her şey bir şekil, bir biçim halini almıştı. Artık her şeyini kaybetmiş biriydim. Uyuyamıyordum, ışığa bakamıyordum, sigara ve alkol her yerde yanımdaydı. Beni kim? Ne şekilde? Ne zaman buldu? buraya nasıl geldim?  hatırlamıyorum, biliyorum tamam, ama iyileşmek istiyorum. O geceden bu güne 1264 gün geçti. Pardon adınız neydi doktor hanım? Gözleriniz çok tanıdık, ben hatırlıyorum ben iyiyim ben, derse gitmeliyim.

Işık-4

O sırada kapının kilidini duydum. Yukarıya kadar çıkmıştı. Kapının arkasında anahtarı ters bırakmıştım. Şimdi aklıma geldi. Zili çaldı. Kapıya yöneldim. Şaşırdı. İlk şaşkınlığı evde olmam, diğeri içinde bulunduğum kıyafetlerim. Soğukkanlı bir şekilde erken değil mi  senin için ? dedi.
Haklıydı lanet olsun ki haklıydı. En son ne zaman 11’den önce eve geldiğimi hatırlamıyorum.Bu yüzden hiç bir şey de söyleyemeden karşısında bekliyordum.Bu arada bugün palyaçoluk mu yaptın? Nedir bu üzerindeki soytarı kıyafetleri? dediğinde, fortmantoya yaslandım. Ayakkabılarını çıkardı. Hırkasını ve çantasını bırakıp  yol vermemi istedi. Önünde engel olarak duruyordum. Çekildim.
Işıklar neden kapalı ne yapıyorsun karanlıkta? dedi, cevap veremedim. Seninle konuşuyorum. Duyuyor musun? diyerek yineledi.

O sırada cdnin 7. şarkısı başladı. “how am i supported to live without you” ikimizinde en sevdiği şarkısıydı , Micheal Bolton’ın. Salona geldiğinde konuşmayı bırakmış kapının önünde şaşkınlıkla masaya bakıyordu.Şarap, italyan salatası, meksika soslu tavuk, haydari , acılı ezme, tam bir karmaşa halinde alakasız yemekler, mezeler, pilaki , defne yapraklı pilav, az pişmiş bonfile masanın üzerinde dokunulmamıştı.  Masanın önünde durdu. Yakmasına izin vermediğim mumların hepsi yanıyordu. Açılmasını sevmediğim perdelerin hepsi sonuna kadar açıktı. Camın önüne yanıma geldi. Bir şey söyleyemiyordu. Alt dudağı titremeye başladı. Anlamsız gibi duran iki vücut karşılıklı nefes alıp veriyordu. Aynı ritimle konuşmadan o kadar çok şey söylendi ki birbirimize, her nefes alışımızda birbirimize karşı daha anlayışlı daha hassas oluyorduk.Ellerim saçlarını okşadı yavaşça, kaşlarını sevdim. Yanaklarını okşuyordum elimin yanından süzülen bir kaç damla yaşı tuttum.Dudakları kurumuştu. Boynu çok daha zarifti. Boynuma sarıldı, kurumuş dudakları, gözünün yaşı ile nemleniyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, öyle bir sarılıyordu ki, sanki içime girmek istiyordu. Tepkilerim istemsizce aynı şekilde hareket ediyor, sımsıkı sarılıyordum. Tek bir vücut olmuş aynı anda nefes alıyor, aynı anda hıçkırıyorduk.  Beni bu şekilde ilk defa gördüğünü biliyorum. Çünkü bende kendimi ilk defa böyle görüyordum. Hırsını çıkar dedim o ATM kutusundan vur tekme at senden büyük olsa da korkma dedim ve minicik elleri ile vurdu göğsüme daha sonra yine sarıldı. Vurdu. Sarıldı. Vurdu. Sarıldı.Vurdu. Sarıldı.Saldırdı. Vuruldu.Sarılarak saldırdı.

Işık-3

Bunları düşünürken 4. şarkının bittiğini fark ettim. Kadehimi yeniledim ve yeni bir sigara yaktım. Perdeleri tamamen açtım ve camın kenarından dışarıyı izlemeye koyuldum. Yukarıdan yokuşun başında geldiğini gördüm. Gri kırçıllı hırkası vardı, mavi tişörtünün üzerinde, dar bir blucin ve en sevdiği converse ayakkabıları ile yokuşun başından aşağı doğru iniyordu. Bu sahne beni 10 ıyl geriye götürdü. Islak sapanca gölü manzarası olan üniversitenin laboratuar camındaki sabaha, laboratuarda gelmesini bekliyordum öğrencilerin, panoları hazırlamıştım. CNC, PLC ve otomatik kumanda üzerinde çalışmalar yapacaktık. Herkesten önce gelip kontrolleri yaptım. Sabah kahvemi aldımve Lab. II’nin arkasındaki çift kanatlı pencereyi açtım.  Sol tarafımda göl, sağ tarafımda spor akademi öğrencileri sabah koşusu yapıyordu. Sigaramı yaktım ve seyre daldım. İdari işlerin önündeki ATM’lerin önünde debelenen küçük mavi şirin şeyi gördüm. Kendisini iki katı büyüklüğündeki ATM’ye kafa tutuyor ve tekmeliyor. Sakin olması için seslendim, oralı olmadı. O sıra sınıfa giren bir arkadaşıma teslim edip sınıfı , merdivenlerden aşağıya doğru hızla koşmaya başladım ATM’lere doğru. Vardığında yanına önünde oturmuş ağlıyor, minicik elleri ile kapatmaya çalışıyor o  küçük gözlerin, çocuk gibiydi.Konuşmuyordu. Önce kartını yuttuğunu düşündüm makinenin yada parası sıkıştı alamadı.
Oysa borç verdiği eski ev arkadaşı borcunu yatırdığını söylemişti. Ev kirası, elektrik faturası, okul harcı hepsinin son ödeme günüydü ama hesapta para yoktu. Durumuna üzüldüm.En önemlisi ağlayan o gözlerindeki hırsı ve asaleti gördüm. Toz kondurmamaya çalışarak hıçkırıyordu. Şemsiyesini açtım, çay ocağına yürüdük beraber, yardım etmek istediğimi söyledim. O sırada ders başlamış ve bense çay ocağında başka bir dünya da dersteydim. Hocam durumu anladı ve benim sorumsuz olduğumu düşünerek, kızarak dersi anlatıyordu kesin, ama umurumda değildi. Ben burada mutluydum.Her sabah burada buluşup çayımızı içiyorduk peyzaj mimarı adayı ile , aynı mühendislik binasındaydık. Ben 5. katta, o ise 3. katta okuyorduk. Çay içmeler , aralar da muhabbette dönüşmüştü.

Işık -2

İlk defa bu kadar merak etmiştim. Sakin olmayı denedim, bilgisayarımı açtım ve internete girdim. Eğer sohbet programında aktif ise oradan görüşebilirdik. Orada da yoktu. Camın önünde durup bir sigara yaktım. Bir kadeh şarap aldım. Geceyi aydınlatan ışıklara bakıyordum. Yokuş olan sokakta yine arabalar çift sıra park etmişlerdi. Arabasını park edecek yer bulmaya çalışan biri sokakta bir aşağı bir yukarı gidiyordu. Sokağa sessizlik hakimdi. Rüzgar ağaçlarda hışırtı yapıyordu. 4 yıldır bu evdeyiz ve bu sesi ilk defa duyuyordum. Kenarda duran büyük mumları yaktım. Sehpadaki küçük olanları da , avizeyi ve holdeki apliği söndürdüm. Müzik setinin başına geçip Micheal Bolton cdsini koydum. 1996 mayısında HABITAT yüzünden okullar 2 hafta erken kapanmıştı. 2-3 aile ve çocukları olarak bir aile dostumuzun karamürsel deki yazlığına tatil için giderken almıştım Micheal Bolton kasetini, orada tek dinlediğim kaset bu olmuştu. 2003 yılında aldığım orijinal cd  kasetin yerini almış o günden beri bu cd bana eşlik etmiş ve hala favori albümlerim arasındadır. Yaşıtlarımın müzik dinleme alışkanlığı olmadığı bir dönemde benim yabancı albümler dinliyor olmam arkadaşlar arasında eğlenceye konu oluyordu. Kolay bir çocukluğum olmadı dersem yalan , normal olmayı sevmiyordum. Nereden mi biliyorum?  yaptıklarımın normal olmadığını söyleyip duruyorlardı. Ben zevk alıyordum bu şekilde yaşamaktan, başta benim yaptıklarımı yargılayanlar , eleştirenler ilerleyen süreçlerde benim gibi davranmaya başlıyorlardı.Her zaman farklıydım. Belki isteyerek belki istemeden, ama farklı olmak bana yakışıyordu.Artık normal olamazdım.

Işık -1

Bir şeylerin istediğim gibi gitmediğini biliyorum. Kendime de itiraf edemiyorum. Bazen saatlerce karşılıklı susabiliyoruz. ikimizde nereden başlayacağımızı bilmiyorduk. Kimi hafta sonları konuşmamak için aynı evde iki yabancı gibi dolanırdık.Konuya girmeye korkar, ama giremediğimiz için vicdan azabı çekerdik. Bu akşam evet bu akşam kararımı vermiştim. Ben konuyu açacaktım. İşten izin aldım, semt berberinde oyalandım. Alışveriş yaptım, eve erken gittim her zaman ki gibi 19.30 da evde olur diye aramaya gerek duymadım. Güzel bir akşam yemeği hazırladım. Geceye John Lee Hooker renk katıyordu.  Salata güzel olmuştu. Kırmızı meyveli şarabın mantarı açıldığında odayı kokusu sarmıştı bile.

Saat 18.45 sularında olmalıydı. Hazırlanmak için banyoya girdim sonra üzerime çarşıdan aldığım canvas  pantolunu, V yakalı süeteri giydim. Yarı spor tarzda giyinmemi daha çok seversin diye, saate baktım 20.20 şaşırdım ne zaman bu kadar vakit kaybetmiştim. Ben hazırlanırken gelmiş olabilir mi ? Panikle içeri geçtim kimse yoktu. Hala evde tektim. Bu kadar geç kalmazdı. Hemen cebini aramayı düşündüm. Sonra daha önce niye böyle davranmadım dedim, her akşam geç gelen bendim ve o beni artık aramıyordu. Onu cebimden aradığımı hatırlamıyorum, numarasını hatırlamıyorum. Arasam bile ne diyecektim ki, benim bu saatte evde olmayacağımı biliyor. Hem nerede kaldın da diyemem çünkü bu akşam yaptıklarım sürpriz olacaktı.

ıslanırcasına…

koca yatakta bu sabah ta tek uyandım. artık çaprazda yatmıyorum . yani kaplamıyorum yatağı tek başıma. kafama kakma yani… ve ayağımda inceden bir sızı uyandığımdan beri var. Gece biraz huzursuz uyudum. Yorgun olduğumdan gece acıyı anlamadım sanırım. Şimdi ise ayağımın üzerine basamıyorum. Bu kötü haberdi. Bugünkü yürüyüşe katılamazdım. Oysa aylardır bu günü bekliyordum. Olacak iş değildi. Durumu catherine gelmeden yorga’ya anlattım. Endişeliydi. Saat 9’a geliyordu. Horoz ve tavuklar, şarkı söyleyip ortalıkta otlanmaya başladı bile. Kapı yavaşça aralandı, içeri elinde kovası ve üzerinde önlüğü ile Catherine girmişti. Suratında her zaman ki gülümseme ile günaydın diyerek saçlarımdan okşayarak beni uyandırmaya gelmişti.  Her sabah uyuyor numarası yaparak beni bu şekilde uyandırmasını sağlıyordum.Ayağı kalktığımda ayağım üzerine ağırlığımı vermediğimi  görünce anladı. Bir şey olmadığını söylemeye çalıştım ama dinlemedi. Hemen ayağıma baktı ve doktoru aradı. Doktor öğlen olmadan gelmiş ve tetkiklere başlamıştı. Durumum çok kötü değildi. Küçük bir çivi biraz fazla batmış ve sinirlerime zarar vermiş. Doktor akşam üstü olmadan operasyona başlamak istiyordu. Ben korkudan terlemeye başladım. Ama Catherine kararı benim yerime vermiş ameliyat o gün olacaktı. Zaman o dakikalarda geçmek bilmiyordu . Uykuya dalmışım.

29′ ekim 2010  15:10:02

Limonlu sırma maden suyu ve ben

4. levent metro istasyonuna elimde limonlu sırma marka maden suyu ile girdim. Para üstü olarak aldığım 30 kuruşu (25kr+5 kr) küçük bir yırtığı olduğunu unuttuğum sağ cebime koydum. Onlar da bu yırtıktan aşağı direk ayakkabımın içerisine düştü. Yürürken parmaklarıma batan ve şıkırdayan bir sesle yol almaya çalışıyordum. Yürüyen merdivene geldiğimde hala şişeyi nasıl açacağım diye düşünmeden kendimi alamıyordum. Sonra kafam da anahtarları denemek geldi. Ve evimin kale marka kilidini açan düz anahtar parmağımı az ezdiyse bile şişeyi açtı. Metroya bindim ve yanımda oturan henüz 3 yaş sularında olduğunu tahmin ettiğim kız çocuğunun yüz mimiklerine kilitlendim. Çok komik ve çok doğaldı. Gülmemek imkansızdı.Onu süze süze içtim sırma maden suyumu, midemin hırıltı ve yanması maden suyundan mı gülmekten mi bilmiyorum ama hızlıca geçmişti. Bu arada metrodan inip taksime çıkarken , gezi parkı çıkışını kullanarak kumbara tadındaki ayakkabımdan paraları çıkarıp yoluma devam ettim.

23 ekim  16.37

Sartre

Bir kırık gitar sesi var sahil beldesindeki küçük bar içerisinde kimi zaman marco ile beraber, kimi zaman sadece rose ile ben, kimi zaman mola vermiş geminin tayfalarının hepsi sarhoşken dolanır dilime nereden öğrendiğimi bilmediğim ispanyol şarkısı.
Hiddet, kibir ve coşku hepsi bu şarkı da gizli, söyler rahatlarım durmadan zamana akıp bırakmadan taki düşüp bayılana kadar.

Biri suyu kafama boşaltıp ayılınca anlarım. Sabah olmuş eve gitme vakti çoktan gelmiş. Kumsal boyu yalnız yürünmeye başlanmış.
Tanyeri gözüme, yakamoz boyu çarpmakta asla kırpmadan süzerim gözlerimi, hep Sartre.

17.09.2010  18.25

miyuv

Girdap sarmalı, rüzgar serti, yağmur dikliği, zaman sabırsızlığı, tümü harmanlansın, yuvarlansın, devrilmesin, eksilmesin, kime kimseye kalmasın.Bİr sivri sineğin uyurken kulağınızın çevresinde gezerken size verdiği huzursuz edici, kanat çırpma basıncı gibi rahatsızlık veriyor seni düşünmek bana.
Seni seviyorum kaltak, sensiz olduğum geceler acı içindeyim aşağılık kadın. Saat her seferinde yalnızlığa yol alıyor, sense fahişeliğe. Siktir git hayatımdan derken kastettiğim bu değildi.Hayır başım, hayır hayır yine olsa yine hayır, başım. Ağrı kesici nerede? Lanet lanet orospu git dışarıda onunla bununla yat, çocukların asla babalarını tanımasın.
İğrenç, midesiz, karaktersiz hayvan. Ah ayağım, kumunu yine kaldırmayı unutmuşum salondan, gittiğini unutuyorum, kapının arkasından suyunu ve yemeğini de kaldırsam iyi olacak.
Artık gerzek kılların etrafımda yok, yaşasın yeni hayat, mutlu hayat, sensiz hayat, evde kedisiz hayat…

Kendimi daha ne kadar kandırabilirsem artık o kadar…

16.09.2010   18.47