Yel

I
Kibir, öfke, hiddet atlamayı bilmeli diğerine her yerden, Uğraşmak, koşmak, aç kalmak.

II
Sırça köşk önünde sıçradı ayaklarına yavru bir kurbağa, hayat ve sıçrayış. Kim ve ben, ne ile tüm..
Sorgu,yargı, yanılsama ve izdüşüm. Gerçeklik perspektif bakışlarla doğru anlamların kesişmesidir.

III
Göl, ıssız ve sakin. Yer yer yosun ve nilüferler içi görülmez genelde. Göl işte kimsenin sorgulamasını gerektirmez. Gerektirmez gerçekler, ne gerek var.

IV
İnişler ve çıkışlar yolsuz bir arabanın, benzinsiz bir istasyon gibi duru karşımda Zencefil çayı içmeyi sevmeyen bir kemirgen  gibi yaşamakta, olduğun dünya sana ot gibi gözükse de asıl otlar seni anlamayan zihniyetlerdir.

Görsel buradan alıntıdır.

haya

Her nedense sabahları yumurta yemeden kahvaltı ettiğimde kendimi doymamış hissediyorum.
Böyle hep bir eksik yaşıyorum, çok güzel bir espriye tek başıma güldüğümde tam  sevinemiyorum.
Paylaşmayı çok isteyipte paylaşamıyorum.
Huzursuz endişeli bir hal içinde yalnız kalıyorum.
Soruların çengellerinde sallanıyor, tutunacak bir işarete rastlamıyorum.
Kim bilir belki benim hayatımın düzeni böyledir.
ya da her neyse…

Resim buradan alıntıdır.

Limonlu sırma maden suyu ve ben

4. levent metro istasyonuna elimde limonlu sırma marka maden suyu ile girdim. Para üstü olarak aldığım 30 kuruşu (25kr+5 kr) küçük bir yırtığı olduğunu unuttuğum sağ cebime koydum. Onlar da bu yırtıktan aşağı direk ayakkabımın içerisine düştü. Yürürken parmaklarıma batan ve şıkırdayan bir sesle yol almaya çalışıyordum. Yürüyen merdivene geldiğimde hala şişeyi nasıl açacağım diye düşünmeden kendimi alamıyordum. Sonra kafam da anahtarları denemek geldi. Ve evimin kale marka kilidini açan düz anahtar parmağımı az ezdiyse bile şişeyi açtı. Metroya bindim ve yanımda oturan henüz 3 yaş sularında olduğunu tahmin ettiğim kız çocuğunun yüz mimiklerine kilitlendim. Çok komik ve çok doğaldı. Gülmemek imkansızdı.Onu süze süze içtim sırma maden suyumu, midemin hırıltı ve yanması maden suyundan mı gülmekten mi bilmiyorum ama hızlıca geçmişti. Bu arada metrodan inip taksime çıkarken , gezi parkı çıkışını kullanarak kumbara tadındaki ayakkabımdan paraları çıkarıp yoluma devam ettim.

23 ekim  16.37

Bir beşiktaş akşamı

Yağmurlu bir beşiktaş akşamı, yoğun akıcı trafiği, yağmurdan kaçar adım yayaları, kuru bir köşe bulup sığınmış köpek yalnızlığı, kafası çöp kutusunda yemek bulma umudu ve korkusunu aynı anda yaşayan kedi, bugün ilk iş günü olan kumpirci, akbil dolduran büfeci, dolmuş durağında sırayı kontrol eden kahya, kazan da içkisini içen az sonra maça gidecek çarşılılar, bir beşiktaş yaşam döngüsünü tanımlıyor. Bu döngüdeki amacımı henüz bilmiyordum.

Sadece kadıköy-taksim seferini yapmakta olan 110 nolu otobüste, beşiktaşın yanında geçmekte camına dayanmış kafa içerisinde ü boyutlu hayaller kurmaktaydım.Virajlar, dönüşler, süreçler, kokular, , ayaktaki yolcular, annesiyle tartışan kız, telefonda sevgilisine geç kalacağını söyleyen genç, tüm anlamsızlığı ile göz önünde bana bakıyor. Ben onlara bakıyorum. Bakıyorlar, bakıyoruz, bakışıyoruz, kesişiyoruz, uzun uzun dalıyoruz. Bir bütün olmuşken sarsılıyoruz, ışık yeşil olmuş otobüs harekete etmiş gidiyoruz.

11.09.2010   19.55

Such-ma

Saçmalamak istiyor, ama başaramıyorsan, doğana uygun hareket et saçmalamayı bırak. Minibüsün tozlu camlarına yağmurun ilk damlaları çarpmaya başladı. Dışarısı artık grimtırak gözükmeye başladı. Bir yağmur damlasının toz zerreciklerinin arasına düştüğünde ne olur biliyor musun? İlk düştüğü yerdekileri içine alır damla ilerledikçe gittiği bölgedeki yeni zerrecikler ona ilgi gösterir. Şöyle ki ünlü birinin sokakta yürümesi gibi, bakışları nasıl ki üstüne alır, öyle bir şey bizim küçük yağmur damlacığının yaptığı, ardında gözleri nemlenmiş toz zerrecikleri bırakır. İlerlemeye devam eder. Kendinden ödün vererek, saçmalamaya son vermeyerek.

05’ eylül 10.05

Uyku

Stres, sıkıntı ve huzursuzluk verecek tüm bulutlar sanırım etrafımı sarmıştı. Yer yer diye tabir edebileceğim yer odamın iç kısmıydı. Belki de çok sigara içmiş durumu fazla abartmıştım. Neyse dedim, saatimi 08.30’a kurup uyumak üzere yatağıma uzandım. Duştan çıktığımda saçlarımı kurulamama gibi bir huy takınmıştım son zamanlarda. Bu gecede durulamadım. Lastik bir toka ile bağladım ve yastığımı nemlendirmeye başladım. Önce sol tarafa döndüm, takribi 15 dakika, sonra sırtüstü böyle de 5-6 dakika geçtikten sonra, sağa döndüm. 10 dakika kadar da böyle denedim olmadı. Yüzükoyun uzandım. Koyun diyince aklıma çitlerin üzerinden atlatılan koyunlar geldi. Gözlerimi kapattım ve koyunları nereden bulacağımı düşündüm. Önümüz ramazan bayramı, kurban bayramı olsaydı kolaydı. Otogara gittim. İç Anadolu otobüslerinden birine bilet aldım ve bindim. Otobüsler de uyuyamıyordum. Zaten rüya içinde rüya da hoş olmazdı. Nereye gittiğimi bilmiyor, koyunları nereden bulacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Saatler geçmiş bayağı yol kat etmiştik. İkinci mola verilen yerde indim ve tesislerin arkasına dolandım. Birkaç inek gördüm, heveslendim koşmaya başladım. İneklere sordum “Buralarda koyun var mı?” anlamsızca yüzüme bakıyorlardı. “Ne diyor ulan bu” der gibi. Durumu izah ettim, “Uyuyamıyorum, uyumak için koyunlara ihtiyacım var, uzun yoldan geldim.” dedim. Durumuma acıdılar ve beni yanlarına alıp bir tepeye götürdüler. Gecenin bir yarısı dört inek bir de ben beş inek tepe üzerinde bir çiftliği dikizliyoruz. “Bizden bu kadar aha koyunlar uyumak üzere git n’apıyorsan yap.” diyip yanımdan ayrıldılar. Çomar’a dikkat! Son bir nefesle. Tepeden aşağı lay lay inmeye başladım. Tam çitlere geldim. Karşımda çok yaşlı ama bir o kadar da zinde gözüken, bir çift göz, “hop bakalım hemşerim bu saatte hayırdır?” dedi. Biraz korktuğumdan aceleyle durumu anlattım. Anlayışlı çıktı. “Ev ahalisi uyanmadan fazla gürültü etmeden, koyunları çok yormadan halledelim şu işi” dedi yaşlı çomar. “Yarın koyunlar engelli koşu yarışması var çabucak halledelim.” dedi. Çok sevindim. Çitlerin arkasına geçtim. Ayakta uyuyan birkaç koyun dürttüm. Bişi olmadı. 20-30 tanesi çok pis horluyordu. Uyanık bulduklarıma yalakalık ettim. “Yarın yarışmalarda tezahurat edeceğim.” Dedim. Nuh dediler, çimento demediler.Bir tanesi kenardan bizi dinleyen iri kıyım “olur evlat” dedi.  Ben ekibi çağırayım dedi. Ama biz yaşlıyız atlamak falan zor işler, sen çitlere dahta koy biz onun üzerinden yürüyelim sende şu çimlere uzan say bizi. Ama dekolte giymeyiz. Gecenin bir yarısı yattığın yerden seyredip sayacaksın. Çoluğun çocuğun önünde olmaz, madara olamayız. Dedi. Kabul ettim, hemen çomarın yanına koştum. Uzun kereste dahta odun nereden buluruz dedim. Öfledi, pöfledi, burun kıvırdı. Rüşvet istedi. Verdim, tarif etti.Çiftliğin diğer tarafından iki kereste iki odun iki de dahta kaptım. Çitlerin üzerine koyunların geçmesi için yol yaptım. Ve tepeye geçtim. Başlayın dedim. İlk koyun tam dahtaya çıkmaya başladı. Telefonum çalmaya başladı. Baktım Kamil arıyor. Kasap Kamil, “ hacı, senin peşinde olduğun kuzuyu gördüm. Ama nerede gördüğümü söylememi istersen sana beş koyun patlar” dedi. Hayde kasap et derdinde, koyunlar can atlama derdinde, ben uyku derdinde, uyandım. Saate baktım 00.15 yarım saat uyumuşum. Şimdi uyandım. Uyuyamıyorum.

03’ eylül    23.45

17 Temmuz Taksim/Sansüre Karşı Yürüyüş


Tarih :    17 TEMMUZ 2010
Yer :    TAKSİM MEYDANI
Saat :    17:00

İnternet’te uygulanan sansürü protesto etmek için 17 Temmuz 2010 Cumartesi günü Taksim Meydanında buluşuyor, temel hak ve özgürlüklerimiz için yürüyoruz.
İNTERNET SANSÜRÜNE KARŞI YÜRÜYORUZ!

17 Temmuz 2010 Cumartesi saat: 17.00 // Taksim Meydanı

http://www.sansursuzinternet.org.tr

Artık bilgiye ulaşabiliyoruz. Okuyabiliyoruz. Daha farklı bakış açılarını görüp bildiklerimizi paylaşıyoruz. Bizler düşünebiliyoruz:

Kendi irademizle verdiğimiz kararlarla kendi hayatımızı yönetebiliyoruz. Bizler interneti kullanıyoruz. İnternet üzerinden çalışıyoruz. Para kazanıyoruz. Kazandırıyoruz. İnternet üzerinde ders çalışıyoruz, eğleniyoruz, üretiyoruz.

Bizler, internet kullanıcıları olarak; çağımıza uymayan hukuk kurallarını kabul etmiyoruz. Site engellemelerinin yasak değil aleni sansür olduğunu biliyoruz. 5651 sayılı kanun ile baskılayamadıkları internet kullanımını hukuk dışı keyfi çözümlerle kontrol etmeye çalışan zihniyetin sözünü dinlemiyoruz!

Bizler internette biraraya geldik ve çözümü sokakta arıyoruz. Ulaştırma bakanının ve ilgili kurumların yanlış bilgilendirmesini yıkmak, insanlara hukuksuzluğu anlatmak ve gerçeklerle buluşmak için 17 Temmuz günü saat 17.00’da Taksim Meydanı’ndan Galatasaray Meydanı’na yürüyoruz.

Eylem programı:

+ Taksim meydanında 17.00’da buluşuyoruz.

+ 17.30’da internet kablosunu keserek açılışı yapıyoruz ve yürüyüşe başlıyoruz.

+ Herkes 17.00 – 19.00 arası Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e twitter üzerinden “Biz Taksim’deyiz, siz neredesiniz?” twit’leri gönderiyor. (@cbabdullahgul) (#sansur hashtagi kullanilarak)

+ Yürüyüş boyunca, yıllar önce TRT sansürlerini eleştiren Devekuşu Kabare’nin söylediği, minik kelebek parçası sansürsüz şekliyle söyleyeceğiz: minik kelebek

+ Galatasaray Lisesi’nin önünde basın açıklamasını okuyoruz.

denemesende olur

Kesik, derin ama acısız. Hissedilmeyen ama gözle de görülen bakmaya cesaret edemezken gözüne sürekli ilişen.

Sızı, duyup duyamayacağın bir iç ses yankısı gibi kafan da. Pişmanlık ile mutluluk arasında gidip gelen bir metronom hayat.

Var, olmasını bilmeyen olası hiddetlenen gizli gizli büyüyen, yakın, bir istediğin olmasa da yaratılan, sen istemesen de kabullenmesen de benim içimde sana karşı duyulan özlem.

Hiçbiri, küçük bir çocuksan öğrenemeyeceğin , çok seviyorsan asla yetinemeyeceğin, evliysen asla söyleyemeyeceğin, eğer doğruyu zaten biliyorsan bunların arasında bulamayacağın.

Yağmura

Bir bir düşer olmuş damlalar, birbirleri ile yarışır adeta , sanki spermsinizde yere ilk düşen daha şanslı , alaklası yok ulan. Her bir metrekareye bilmem kaç kilo düşmüşsünüz. Dalın da yeni açmış çiçeklerin günahı ne sizin ağırlığınızı taşıyamıyorlar. Biraz daha sakin olamaz mısınız?