Olmasa da olurdu.

Genel zamanlarda yalnız doğada gezmeyi seven biri değilimdir. havanın güzel olduğu ve keyfimin istediği
nadir günlerde şehirden uzaklaşır kendimi bir orman içine bir nehir kenarına ataarım.
Bu günler o günleri andıran bir gün sanırım çünkü gece yatarken camı açık bıraktığımdan
sabah güneşi yüzümü ısıtırken cam arasından esen rüzgarda yüzümü okşuyordu. Sıcak ve okşama
sanki beni uyandırmak için yüzüme seven bir el gibi yüzümün üzerinde dolanıyordu. Çok güzel bir duyguydu.
Bu günler de telefonu mu kapatıp kendimle yanlız kalmayı tercih ediyordum. Belki de yaptıklarım
yüzünden arkadaşlarımın maskarası oluyordum ama buna takılmayı da sevmezdim.
Üzerimi giyip dışarı çıktım , kahvaltımı nehrin kenarında yapacaktım. tek başına hazırlamış bir kahvaltı
kuşlar güzel bir nisan sabahı keyfim yerindeydi. Birden bir çığlık ambiansı bozdu. yardım isteyen bir ses.
irkildim. ve sese doğru koştum. Lastiği patlamış bir kamyon ve yanında krikoyu yere atmış kaputa yaslanmış bir genç vardı.
Yakışıklı bir genç , içimde bir sıcaklığa neden oldu. Yanına gittim ve nası yardımcı olabileceğimi sordum. Elini radyatör pervanesine
sıkıştırmış ve canı çok yanıyordu. Hemen yardım etmeye çalıştım elimden pek bir şey gelmezdi panik atak oluyordum bu durumlarda.
ama şans bu sefer yanımdaydı. Paniklemeden pervanenin yanına elimi soktum. contayı gevşetmeye başladım ve parmaklarını çekebilecek boşluğu yaratmıştım.
Canı çok yanmıştı. Hemen araç buzdolabından bira çıkarıverdi. birini kendi çti diğerini elinin üzerine koydu.
Böyle birinin buzdolabında jelibon olması şaşırtıcıydı. ve jelibonları de ben alıp yemeye başladım.
adını sordum bana edward dedi , ya sen Jina memnun oldum.
Günü birlikte geçirmek için plan yapıyordum. Ama gitmesi gerektiğini söyledi. Teşekkür edip gitti.
Kaldım, baktım. ağladım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir