Üç
Soğuk tenime iyice işledi. Vücut direncim artık dayanacak takati bulamıyordu. Hava iyice karanlık bir hal almıştı.
Tekrar konsantre oldum. 73 model siyah bir cadillac , beyaz deri koltukları sanki fabrikadan bu sabah çıkmıştı. Yuvarlak yıldız jantlarda ayakkabılarımı görüyordum. Jant ortasında üçgen içerisinde kare yerleşmiş bir amblem vardı. Bu amblemi nerede gördüğümü hatırlamaya çalışıyordum. Arabaları çok meraklı değildim ama bazı modelleri istisnasız uzaktan tanırdım. Yekpare ön koltuk, koldan otomatik vites, klimalı bir araba, bagaja eşyalarımı koyarken dahi tek kelime etmemişti. Direksiyona geçti ve yola çıktık. 1.90 boylarında geniş omuzlu, ifadesiz bir surata sahip, daha çok paralı askere benzeyen şoför konuşmayı sevmiyordu. Ne kadar yolumuz olduğunu sorduğum da 3 saat kadar cevabını almıştım. Arabanın neden bu kadar konforlu olduğu artık anlam kazanmıştı. Bir baykuş sesi duydum. Karnım guruldadı. Daha önce görmediğim büyüklükte bir ağaç üzeri sarı kocaman meyvelerle doluydu. Gözüm dönmüştü. Hızla ağaca doğru ilerledim. Küçük bir nehri geçmem gerekiyordu. Düşünmeden bilinçsizce suya girmiş ilerliyordum. Birer kavun gibi uzaktan bana bakıyorlardı. Kavun mu? Kavun ağaçta olmaz ki, böyle bir şey görmemiştim. İçime bir kuşku düştü , acaba zehirli miydi? Nehirden çıktım ve ağaca yanaştım. Etrafı kırmızı deve tabanını andıran bir bitki ile çevriliydi. Üzerine bastıkça yapış-yapış oluyordu ayakkabılarım. Ağaç üzerinde kuşların meyveleri yediğini gördüm ve bir nebze olsun rahatladım. Ağaçta ki kavunlardan birini kopardım. Dışı çok yumuşaktı ve kolayca ikiye ayırdım. İçi kıpkırmızı ve incire benziyordu. Korkarak nasıl bir tadı olacağını merak ederim bir parça ısırdım. İncir evet bu bir incirdi. Ama devasal bir incirdi. Tadı ise çok tatlı çok güzeldi.Ne bu kadar büyük ne de bu kadar tatlı bir incir daha önce görmemiştim.
