İki
Büyük tabloların asılı durduğu ortada 12 kişilik ceviz bir masa , kırmızı kadife koltuklar, yanan kocaman bir şömine , açık renk takım elbise giymiş iki asilzade konuşuyordu;
-Sıradaki ne durumda?
-Her şey planlı şekilde işliyor.
-Aksaklık çıkmasın Rıfat.
-Endişelenecek bir şey efendim. Bizzat kontrolümde.
-Bence sen endişe duymalısın. Kapı çalar ve konuşma kesilir.
Cihad bey telgraf geldi.
-Teşekkürler Şahin. Uşak oda dan çıkar. Soğuk bir rüzgar pencereden sadece Cihad ve Rıfat için esmiştir sanki.
Cihad yetmişli yaşlarına merdiven dayamış , devlet-i hümayä’dan emekli, şimdiler de ise ülkesine hasret bir elçilik mensubudur. Saygın, çevresinde hatırı sayılır, hürmet gören biriydi. 5 yıldır görevi gereği buradaydı. Elçiliğe ait bu köşkte yaşıyordu. Yaveri Rıfat merakla sordu. Telgraf kimden gelmiş efendim.
Tunus’taki bağlantımız dedi , Cihad.
Heyecan yerini korkuya bırakmıştı çoktan ve Rıfat terlemeye başladı.

