Archive for Temmuz, 2010

Dört

Temmuz 23, 2010 - 3:37 pm No Comments

Oda da sessizlik hakimdi.

-Rıfat; Açmayacak mısınız?

Elleri istemekle istememek arasında kalmış, hafif hafif titreyerek telgrafı açmaya başladı Cihad bu laf üzerine.

Telgrafa anlamsızca bakıyordu Cihad. Rıfat merakla

-Ne yazıyor efendim. Dedikten sonra Cihad telgrafı Rıfat’a uzatır.

Rıfat önce telgrafa sonra Cihad a bakar . Birbirlerine anlamsızca bakarlar.

10’6567 12’17’512’

19’17’36 22’12’29’

225’15’25’17’

Yazıyordu.

Rıfat,

-Şaka mı bu efendim. Bu sayılar ne demek oluyor. Bize neden sayılarla dolu bir telgraf göndermiş.

Cihad,

-Mutlaka bir bildiği vardır. Bu eski bir metot olsa gerek, bununla ilgili bir şeylerden daha önce üstü kapalı bahsetmişti. Sakin hareket etmeliyiz. Telgraf’a açıkça yazdıramazdı bize söylemek istediklerini ve bu yolu seçmiş olmalı. Bakalım hatırlayabilecek miyim notları nereye koyduğumu.

Sen bana divid ve kağıt getir , çalışma odasına geçelim.

Yerden tavana kadar dört tarafı kitaplıkla çevrili bir oda. Küçük bir masa, gökyüzüne bakan tek kanadı açık yuvarlak bir pencere ve oda da sadece kitap okumaya yetecek kadar ışık vardı. Cihad çalışma masasına oturdu ve hemen arkasındaki kitaplığı karıştırmaya başladı.En alt sırada 65 ciltten oluşan 1946 tarihli Büyük Sovyet Ansiklopedisi serisinin 4. ciltini raftan çekti. Kitabı masanın üzerine koydu ve açtı. Kitap görünümde bir kutuydu. İçinden daha küçük kırmızı kadife kaplı sedef bir kutu çıktı. Kutunun içinde bordo renkli küçük bir not defteri vardı. Üzeri lastikli ve  üzerinde de “1946″ yazılmıştı el yazısıyla. Defteri açtığında karşına bir çok şablon çıktı.

Sıfırıncı Doğaçlama Festivali

Temmuz 19, 2010 - 12:05 pm No Comments

İstanbul İmpro grubunun düzenlediği O. (Sıfırıncı) Doğaçlama Festivali’ne davet edilen gruplardan biri de oyuncusu olduğum A.Z.O.T. grubuydu. 26 haziran cumartesi akşamı düzenlenen O. (Sıfırıncı)Doğaçlama Festivalinde olmak harikaydı.

26 Haziran akşamı orada sahne alan 4 gruptan biri de bizdik. Oyun istasyonu ,İstanbul impro , İstanbul İmpro LAB ve A.Z.O.T. grupları o gece sahnedeydi.Davetli bir çok grubun oyun programlarından dolayı katılım gösteremediği geceye İstanbul İmpro’nun Sahnesi terminal ev sahipliği yaptı.

4 gruptan karışık olarak 18 oyuncu sahneydi. 4 grubun seyircisi karışık olarak karşımızdaydı. Atmosfer çok güzeldi. Her gruptan birer oyuncu sahneye çıkıp daha önce oynamadığı bir oyunu daha önce hiç sahne paylaşmadığı oyundan bir kaç saat önce tanıştığı oyuncularla birlikte sahnelemesinin zevkini anlatamam. Bugüne kadar oynadığım en keyifli ve en heyecanlı doğaçlama performansı ben festival akşamı yaşadım.

Bütün oyuncular da ayrı bir heyecan, ayrı bir enerji vardı. Gece hiç bitmesin istiyordum. Kenar da oturup oyunu izlemek harika, diğer yandan sahne de neden ben yokum diye üzüntüsü de cabasıydı. Oyunlar çok güzel geçmiş, seyirci de oyuncular da gülmenin ve doğaçlamanın zirvesine ulaşmışlardı. Oyun arasında ve oyun sonrasında kurulan arkadaşlıklar muhabbetler geceyi daha güzel kılan unsurlardı.

Devrisi gün 4 grup birlikte doğaçlama workshop yaptı. Her grup kendi çalışmalarından örneklerle bütün ekipleri çalıştırdı. 3-4 saat süren harika bir çalışma sonunda gerçekten yorulmuştuk. Ama her şeye rağmen festival beklediğimizden daha güzel geçti. Bu organizasyona ev sahipliği yapan İstanbul İmpro ekibine tek tek teşekkür eder, festival de sahne alan Oyun İstasyonu ve LAB oyuncularını da kutlarım. Bunu tekrarlayalım diyorum. Seneye 1. Doğaçlama Festivalinden önce bir kaç kere daha böyle bir şeyler yapmak iyi olur.

Bu arada tarihi tam net değil ama eylül- ekim gibi sanırım, İstanbul İmpro & A.Z.O.T. kapışması olacak. İki grup birbirleri ile kapışacak iyiye seyirci karar verecek ama sonuç ne olursa olsun dostluk kazanacak.

Metrobüs’ten Enstantaneler

Temmuz 19, 2010 - 11:33 am No Comments

17 Temmuz Taksim/Sansüre Karşı Yürüyüş

Temmuz 17, 2010 - 10:29 am No Comments


Tarih :    17 TEMMUZ 2010
Yer :    TAKSİM MEYDANI
Saat :    17:00

İnternet’te uygulanan sansürü protesto etmek için 17 Temmuz 2010 Cumartesi günü Taksim Meydanında buluşuyor, temel hak ve özgürlüklerimiz için yürüyoruz.
İNTERNET SANSÜRÜNE KARŞI YÜRÜYORUZ!

17 Temmuz 2010 Cumartesi saat: 17.00 // Taksim Meydanı

http://www.sansursuzinternet.org.tr

Artık bilgiye ulaşabiliyoruz. Okuyabiliyoruz. Daha farklı bakış açılarını görüp bildiklerimizi paylaşıyoruz. Bizler düşünebiliyoruz:

Kendi irademizle verdiğimiz kararlarla kendi hayatımızı yönetebiliyoruz. Bizler interneti kullanıyoruz. İnternet üzerinden çalışıyoruz. Para kazanıyoruz. Kazandırıyoruz. İnternet üzerinde ders çalışıyoruz, eğleniyoruz, üretiyoruz.

Bizler, internet kullanıcıları olarak; çağımıza uymayan hukuk kurallarını kabul etmiyoruz. Site engellemelerinin yasak değil aleni sansür olduğunu biliyoruz. 5651 sayılı kanun ile baskılayamadıkları internet kullanımını hukuk dışı keyfi çözümlerle kontrol etmeye çalışan zihniyetin sözünü dinlemiyoruz!

Bizler internette biraraya geldik ve çözümü sokakta arıyoruz. Ulaştırma bakanının ve ilgili kurumların yanlış bilgilendirmesini yıkmak, insanlara hukuksuzluğu anlatmak ve gerçeklerle buluşmak için 17 Temmuz günü saat 17.00’da Taksim Meydanı’ndan Galatasaray Meydanı’na yürüyoruz.

Eylem programı:

+ Taksim meydanında 17.00’da buluşuyoruz.

+ 17.30’da internet kablosunu keserek açılışı yapıyoruz ve yürüyüşe başlıyoruz.

+ Herkes 17.00 – 19.00 arası Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e twitter üzerinden “Biz Taksim’deyiz, siz neredesiniz?” twit’leri gönderiyor. (@cbabdullahgul) (#sansur hashtagi kullanilarak)

+ Yürüyüş boyunca, yıllar önce TRT sansürlerini eleştiren Devekuşu Kabare’nin söylediği, minik kelebek parçası sansürsüz şekliyle söyleyeceğiz: minik kelebek

+ Galatasaray Lisesi’nin önünde basın açıklamasını okuyoruz.

Üç

Temmuz 14, 2010 - 2:52 pm No Comments

Soğuk tenime iyice işledi. Vücut direncim artık dayanacak takati bulamıyordu. Hava iyice karanlık bir hal almıştı.

Tekrar konsantre oldum. 73 model siyah bir cadillac , beyaz deri koltukları sanki fabrikadan bu sabah çıkmıştı. Yuvarlak yıldız jantlarda ayakkabılarımı görüyordum. Jant ortasında üçgen içerisinde kare yerleşmiş bir amblem vardı. Bu amblemi nerede gördüğümü hatırlamaya çalışıyordum. Arabaları çok meraklı değildim ama bazı modelleri istisnasız uzaktan tanırdım.  Yekpare ön koltuk, koldan otomatik vites, klimalı bir araba, bagaja eşyalarımı koyarken dahi tek kelime etmemişti. Direksiyona geçti ve yola çıktık. 1.90 boylarında geniş omuzlu, ifadesiz bir surata sahip, daha çok paralı askere benzeyen şoför konuşmayı sevmiyordu. Ne kadar yolumuz olduğunu sorduğum da 3 saat kadar cevabını almıştım. Arabanın neden bu kadar konforlu olduğu artık anlam kazanmıştı. Bir baykuş sesi duydum. Karnım guruldadı. Daha önce görmediğim büyüklükte bir ağaç üzeri sarı kocaman meyvelerle doluydu. Gözüm dönmüştü. Hızla ağaca doğru ilerledim. Küçük bir nehri geçmem gerekiyordu. Düşünmeden bilinçsizce suya girmiş ilerliyordum. Birer kavun gibi uzaktan bana bakıyorlardı. Kavun mu? Kavun ağaçta olmaz ki, böyle bir şey görmemiştim. İçime bir kuşku düştü , acaba zehirli miydi? Nehirden çıktım ve ağaca yanaştım. Etrafı kırmızı deve tabanını andıran bir bitki ile çevriliydi. Üzerine bastıkça yapış-yapış oluyordu ayakkabılarım. Ağaç üzerinde kuşların meyveleri yediğini gördüm ve bir nebze olsun rahatladım. Ağaçta ki kavunlardan birini kopardım. Dışı çok yumuşaktı ve kolayca ikiye ayırdım. İçi kıpkırmızı ve incire benziyordu. Korkarak nasıl bir tadı olacağını merak ederim bir parça ısırdım. İncir evet bu bir incirdi. Ama devasal bir incirdi. Tadı ise çok tatlı çok güzeldi.Ne bu kadar büyük ne de bu kadar tatlı bir incir daha önce görmemiştim.

İki

Temmuz 9, 2010 - 5:33 pm No Comments

Büyük tabloların asılı durduğu ortada 12 kişilik ceviz bir masa , kırmızı kadife koltuklar, yanan kocaman bir şömine , açık renk takım elbise giymiş iki asilzade konuşuyordu;

-Sıradaki ne durumda?

-Her şey planlı şekilde işliyor.

-Aksaklık çıkmasın Rıfat.

-Endişelenecek bir şey efendim. Bizzat kontrolümde.

-Bence sen endişe duymalısın.  Kapı çalar ve konuşma kesilir.

Cihad bey telgraf geldi.

-Teşekkürler Şahin. Uşak oda dan çıkar. Soğuk bir rüzgar pencereden sadece Cihad ve Rıfat için esmiştir sanki.

Cihad yetmişli yaşlarına merdiven dayamış , devlet-i hümayä’dan emekli, şimdiler de ise ülkesine hasret bir elçilik mensubudur. Saygın, çevresinde hatırı sayılır, hürmet gören biriydi. 5 yıldır görevi gereği buradaydı. Elçiliğe ait bu köşkte yaşıyordu. Yaveri Rıfat merakla sordu. Telgraf kimden gelmiş efendim.

Tunus’taki bağlantımız dedi , Cihad.

Heyecan yerini korkuya bırakmıştı çoktan ve Rıfat terlemeye başladı.

Bir

Temmuz 8, 2010 - 8:22 pm No Comments

Dört saattir yürüyordum. Yağmur durmuştu ve ormana gireli bir saat anca oldu. Hızımı kaybedersem karanlık çökmeden orman da konaklamam gerekecekti. Açlık hissi vücudumu sarmaya başlamıştı. Ne kadar daha yürüyebilirdim bilmiyordum. Kafam da farklı şeyler düşünürsem açlığımı unutabilirdim. Dün sabah uçakla hava limanına geldiğim zamanı düşündüm. İspanya hava yollarına ait bir 4 motorlu boing 747 ile gelmiştim. Saat 10.15′ te bagajlarımı bekliyordum. Naurobi küçük bir yer , burada uçaktan 3 yolcu indi. Yakıt ikmalini yaptıktan sonra yoluna devam edecekti. 10 dk geçmeden çantalarıma kavuştum. Profesör Cezmi ‘nin gönderdiği şöför beni çıkışta karşıladı.

Savaşman

Temmuz 8, 2010 - 8:00 pm No Comments

Bir çilek tazeliğinde hassas narin dokunaklı , bir o kadar kokan eller. En sevdiğini , istediğin yanında ister. Korkarak uyumaya çabalayarak, parlayan gökten hep şimşek inler. Avuntusunu bulur yastığıyla, başka da yoktur yanında. Hep eksik bırakılmış duygular baştan, bu zamana eksikliğini kapatamamış maddiyatla, cengaver olmuş ta küçük yaşta, savaşmış koca koca canavarlarla , hiçbiri yormamış iki yüzlü insanlar kadar. Gardını almış o gün bugün kalkanının ardında durmuş, ilk başta o mızrağını saplamış iyi kötü demeden karşısındakine, tedbir almış kendine yemeden içmeden. Asli duyguları saklıymış içinde ama korkmuş ki çokça göstermez olmuş başkasına, zırhının altına saklamış, karda kış da , bahar da, güneşte çıkarmamış.

denemesende olur

Temmuz 5, 2010 - 8:29 pm No Comments

Kesik, derin ama acısız. Hissedilmeyen ama gözle de görülen bakmaya cesaret edemezken gözüne sürekli ilişen.

Sızı, duyup duyamayacağın bir iç ses yankısı gibi kafan da. Pişmanlık ile mutluluk arasında gidip gelen bir metronom hayat.

Var, olmasını bilmeyen olası hiddetlenen gizli gizli büyüyen, yakın, bir istediğin olmasa da yaratılan, sen istemesen de kabullenmesen de benim içimde sana karşı duyulan özlem.

Hiçbiri, küçük bir çocuksan öğrenemeyeceğin , çok seviyorsan asla yetinemeyeceğin, evliysen asla söyleyemeyeceğin, eğer doğruyu zaten biliyorsan bunların arasında bulamayacağın.

Yağmura

Temmuz 5, 2010 - 8:26 pm No Comments

Bir bir düşer olmuş damlalar, birbirleri ile yarışır adeta , sanki spermsinizde yere ilk düşen daha şanslı , alaklası yok ulan. Her bir metrekareye bilmem kaç kilo düşmüşsünüz. Dalın da yeni açmış çiçeklerin günahı ne sizin ağırlığınızı taşıyamıyorlar. Biraz daha sakin olamaz mısınız?