iki nefes arasında nefes arası….
Otobüs en sonunda bir tesiste ara verdi. Şehrin doğusuna doğru gidildikçe konfor düşmeye başlamıştı. Otobüsten aşağı indiğimde ayaklarım tutulmuş gibiydi. Gün yeni ağarmıştı. Güneş sabah ayazlığını henüz yenememişti. Çeşmede elimi, yüzümü yıkadım. Benim köylerde rastladığım taş çeşmelere karşı tarifi farklı bir his kaplar içimi.. Ne zaman böyle bir çeşme görsem içimi anlamsızca sarar o duygu. Kollarımı açıp güneşe doğru esnedim. Hmmmm…. bu koku yeni yakılmış odun sobasından geliyordu.Bu koku , bu eski yapılar beni sanki çok eski zamanlara geri götürüyor. Koku burnumdan girdiği anda beynim bir yolculuğa çıkıyor ve bilmediğim , görmediğim yerlere doğru mutlu oluyorum.. Bu zevkime karnımın zil sesi dur dedi.
Kahvaltı yapmam gerekiyordu. Ve hemen açık havada bulunan masalardan birine geçtim. Sahanda yumurta , bir demlik çay , tereyağı , bal , kaymak , koyun peyniri , ekmek , zeytin , hem çizik hem de sele , gözleme , bir domates , bir salatalık ve bir biber sanırım güzel bir ziyafeti haketmiştim. Siparişimi alan kırmızı yanaklı , boncuk gözlü ayağında çiçek işlemeli bordo-siyah fistanlı , henüz 16 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kızcağız şaşkınlıkla söylediklerimi not alıyordu.Yemek yemeyeli 26 saat olmuştu. Kıza yalnız olmadığımı söyleyerek suratındaki ifadeden kurtarmıştım. Olmama ihtimali çok yüksek olmasına rağmen “vayles” varmı dedim. Bakışlarından cevabımı aldığımı düşünürken , ” Evet” dedi ve şifrenin ne olduğunu söyledi bana….
ekim 01′ 18:25:17


