Archive for Eylül, 2009

tebessüm

Eylül 18, 2009 - 2:51 pm No Comments

Dün akşam iş çıkışı ekspress otobüs yerine normal hattı kullanmayı tercih ettim . Tamam 15 – 20 dakika daha uzun sürecekti belki ama, elimde iki çanta vardı ve ikisinde de notebook vardı . Ayakta gitmek beni yoracaktı. Provaya gidiyordum ve oruç tutuyordum , iftar saati yaklaştıkça gücünün azaldığını hisseder insan öyle bir rehavet çökmüştü üstüme. Otobüs beklerken çok değerli kadim bir dostumla telefonda muhabbet ettik. Sonra otobüs geldi ve bindim. Köşe cam kenarları yaşamı kıyısından , yada uçurum kenarından yaşamakla özdeşleştiğimden tercihimdir. Radyomu açtım ve frekansı 100.00 MHz e getirdim saat 18.05 ti .. Ve akşamları bana eşlik eden italyan asıllı DJ ‘in şovu başlamıştı.  Bu adam amerikan vari hikaye ve esprileri ile çok arkadaşım tarafından beğenilmese de ben onda farklı bir komiklik yakalıyorum. Belki de mütevazi olmayışı yada kendine olan güveni , ondan kendine ” Çok Şey Bilen Adam” diyor.. Bu adam kendine bunu diyor , ama çevremdekiler bana bunu söylüyor.. Fark burada ama parayı ve kadınları götüren o , ben değil. :) Neyse gördüğüm en berbar trafiklerden biri , 7 de taksimde olmam gerekiyor saat 18:55 ben daha yenibosnaya gelmiş değilim :(  zor bela şirinevlere ulaştım. Ve süpriz gibi dolmuş yok , otobüs ile devam etmek daha da geç kalmama sebep olacaktı. Derken çift katlı bahçeşehir – taksim otobüsleri binmedim nedense yapılan tek bilet çift bilet sendromundan binmem bunlara, şuraya kadar tek bilet buraya kadar çift bilet , çifte standart yani.. neyse otobüs duraktan çıktı ve muavin bana el etti nasıl da anladı taksime gidicek olduğumu elimde iki çanta ki biri sırt çantası , o kadar masumane mi baktım da çağırdı. Nasıl çağırmaysa kendimi alıkoyamadım , giden otobüsün yanında koşarak içeri atlamaya çalışırken hatırlıyorum. Neyse cebimde öğrenci akbilim var zor bela çıkardım ve makineye dokundurdum akbili dıdıt.. :) güzel ses düşen rakam 1.50 TL ohaa dedim içimden hani tek bilet? (Bilmeyenler için öğrenci akbili ile otobüsler 850 Kr , aktarmada 210 Kr alınır.) Burnumdan soluyorum bir de akbil basmışsın adama para versen 1 TL alacak akbil başmıssın haykırsan bağırsan paranı akbiline geri mi yükleyecek sanki.. Sustum , geç kaldım acıktım , otobüste ezan okunacak , yorgunum  bir de bununla uğraşamayacağım dedim. Aslında çok fevri hareketler yaparım bu durumlarda ama , son zamanlarda çok fazla olay çıkarmaya başladığımı düşündüğümü söylediğim kadim dostum biraz sakin olmayı denermisin dedi ve söz vermiştim.. Bunun da etkisi oldu tabi..  Kendi içimde hesaplaşıyorum dolmuş 3 TL , 1.5 verdin ne olcak , hayır 850 kr hakkı niye insanları kandırıyorlar , kendimi kandırılmış hissetmek canımı sıkıyordu. O anda muavin geçti önümden , elinde bir anahtar merdiven altındaki dolaplardan birini açtı ve su çıkardı. Bardak şeklinde satılan sular varya onlardan , dedim önlemini almış üç kağıtçı ezan okununca orucunu açıcak.. Yolculardan biri fazla varsa bende alabilir miyim dedi , muavin bir tane de ona verdi ama bakışları tuhaftı. Kızmıştı sanki. Ön tarafa geçti ve bir koli çıkardı. Bu bardak sularla dolu olan bir koli idi ve bütün yolculara dağıtmaya başladı . Çok şaşırmıştım uzun zamandır belediye elemanlarının yada AVM lerin önünde kendi görevlilerinin yaptığını , Özel bir halk otobüsü sahibi yapmıştı. Muavin gözümde büyüdü bu fikri yapan şöfor amca da öyle , sanırım muavin su isteyen diğer adama aceleci olduğu için öle baktı diye düşündüm. Savunmaya geçmiştim içten içe. Sonra hurma servisi yapıldı bütün yolculara dedim helal olsun aldıkları fazla para , keşke daha fazla vereydim. Ve bir an mutlu oldum nedenini bilmiyorum.  Ama buradan dün akşamki o muavin ve şöfor amcaya teşekkür ederim.. He sonuçmu 19.40 ‘ta taksimdeydim. Bir taksim burger ve yarım et döner,   yanına 2 Lt kola  alıp, provaya gittim.  Sonrasında toplantı yaptık ve gs maçının son 5 dakikasını izledik. 23 sularında taksimi terkediyordum ve çok yorgundum…

susarcasına…

Eylül 17, 2009 - 2:42 pm No Comments

Israrlı bir şekilde çalıyordu telefonum ama ne ben ne de odadaki bir başkasının açmasına izin vermiyorlardı. Uzun boylu olan adam , çantasından çıkardığı aletlerle telefon ahizesini sökmüş ve içine bir devre monte ediyordu. Kısa ve sıska olansa bilgisayarımı inceliyordu. En kaba saba olan yaşlı adamda bana sorular soruyordu…

Dün ne yaptın ?

Saat kaçta ofisten ayrıldın ? Ofisten çıkınca nereye gittin ? Eve kaçta girdin? Kimle görüştün ? Arabamı mı kullanmışım toplu taşımamı ……

Patronum ve üst düzey yöneticilerim bile kapının önünde bekliyordu. İçeride sadece dört kişiydik.. İşyerinde kimse iş yapmıyor , herkez olanları izliyordu. Sıska olan jaluzileri kapadı.  Ne olduğunu ben de anlamaya çalışıyordum. Başkomiser olduğunu söyleyen yaşlı adamın , keskinleşen sigara izmariti kokan ağzından çıkardığı cümlelerle şaşkına dönmüştüm….

eylül 12′     23:57:09

gecikince..

Eylül 17, 2009 - 2:34 pm No Comments

Geç kaldığım için, her zaman ki yerime başkası park etmişti. İki kat daha aşağıya bırakmak zorunda kaldım bugün arabamı. Ofise girdiğimde şaşkın bakışlar üzerimdeydi. Tam kavrayamadım. Odama geçtim. Balıklara ve kaplumbağalara yem verdim. Bu sırada sade bir kahve istedim. Bilgisayarımı açtım.

eylül 10′    23:23:14

uyanamamışçasına…

Eylül 11, 2009 - 2:32 am No Comments

Bu sabah ilyas efendi uyandırdı, güzel uykumdan beni … Nasılda derin uyumuşum.. Kapının zili beynimi deldiğinde anca gözlerimi açabilmiştim. Yataktan sıçramamla , röpteşembırımı sırtıma almam aynı zaman diliminde gerçekleşti. Kapıyı çalan azrail miydi yoksa kendini azrail sanan ilyas efendimi , tabikide kafasında fötürü , pantul askılı , rugan ayakkanıları giyecek değildi azrail bariz ilyas efendiydi bu.. Gözlerimi açtığımı sanmıyordum çünkü karşımda buğulu duruyordu ilyas efendi ve kapıyı açar açmaz….

Hayırdır ilyas efendi ? harp mi oldu..

Müdür bey müdür bey , kapiye cöp koymişsen , epertmeni kokitiğir , epertemenin beyi kızıyor , bilmiysen mi heç .. al gösünü sevem şu cöpleri…

Yahu ilyas efendi sabahın köründe eşini dürtmek isteyen horoz gibi bu yüzden mi zili bağırtıyorsun ,

Sabahın körümü müdür bey , saat ağşam oldu sen zabah diyorsun …

Saatime baktığımda saat beşi on geçmiş , anlamsızca anlaşmaya çalışmamıza ara verip torbayı içeri alıp ilyas efendi ile gelişen monologu bitirivermiştik. En son sabah altı sularıydı , hatırlıyorum biraz uzanmıştım demekki on bir saate yakın bir zamandır uyuyordum…

Horozlu alarm da olmasa uyanamayacağız sanırım.. Ketıl da su yok. Bir sigara yaktım hemen . Kahve makinasını çalıştırdım ve sert bir filtre kahve hazırlamaya koyuldum kendime. Şekersiz , sanırım bu benim uykumu açıcaktı.. Aklıma sabah gazeteleri almadığım çünkü uyuyakaldığım geldi. kapıyı açtığımda kapı kolunda iki ekmek bir şişe süt ve iki gazetenin asılı olduğu poşeti gördüm.  Az önce nasıl oldu da farkedemedim bunları .. Mutfak tezgahı üzerine bıraktım poşeti. Gazeteleri aldım. Bu arada kahve de hazırdı. Elimdeki sigara bitmek üzereydi ve yenisini yakmam gerekiyordu. ama elimdekine odaklanamadan , gazete . kahve ve sigara ellerim dolu kaldım. Sigara elimi yaktı acıdannn sigarayı bırakmaya çalıştım kahve döküldü. Herşey yerdeydi. Küfür ederken ben , gözüm kahve dökülen yerdeki gazetenin tarihi ve manşeti üzerinde sabitlenmişti…

eylül 10        17:10:22

İstinye park – beşiktaş hat minibüsü..

boşluğa…

Eylül 8, 2009 - 11:31 pm No Comments

kumlar yukarıdan aşağı yavaş yavaş iniyor tahmin ediyorumki saat gece yarısına yaklaşıyor .. Böyle entresan şeyleri hayatıma sokan hep sen oldun , zaten bir kum saati eksikti.  o nu da alınca tam mı oldu sanki hayatımızın eksikleri , sana eksiklerin böyle kapanamayacağını hep söyledim ama dinletemedim .. her şey tamam dediğin anda şimdi sen yoksun .. bu eksiği bu boşluğu nasıl dolduracağız pekiii.. neyle..

Biraz dergi fortmantoya  , bir miktar lavanta ile banyoda , her gün taze çiçekler aynı vazoya masa da , yarım bıraktığın parfümü sıkıyorum her gün odalara da , sanki sen geziyormuşçasına odalarda .. Ve timi köpeğin timi , dışarı ya çıkmak bile istemiyor sensiz , benle … ne yaptıysam kandıramadım …kumları yavaş yavaş döküyorum balkona tahmin ediyorumki timi için bir oyun bahçesi olur bu kumlar , böyle entresan şeyleri bulmayı sen öğrettin bana , balkonda bir kum bahçemiz eksikti sanki oda tam oldu.. peki sen ne zaman gelirsin eksikliğini doldurmaya hayatıma.. yada ne önerirsin hayatım bana..

başaşağı…

Eylül 7, 2009 - 10:20 am No Comments

Saat 06.12 salondaki büyük pencerenin önündeki kadife kaplı koltuklardan , dikişleri patlamış olan tekli de oturuyorum. Pencere her zaman ki gibi yukarıdan değil bu sefer yana doğru açık durumda. 1900 lü yılların başında büyük büyük babana hediye edilmiş olan , limon ağacından yapılma sehpadan gelen cilanın kokusu sanki dün yapılmıştı . 15 gün önce değildi. Üzerinde duran ilki ikimizin birlikte dolmuş sırasında kahyanın çektiği , hemen yanında daha büyük olansa iki yıl önce kışın gittiğimiz  o limanköyde , rıhtımda balık ağlarının arasında bir balıkçı kız gibi verdiğin siyah boğazlı kazanlığınla olan pozun , hani şu elime suratıma o şekilde koymasaydım daha şeker çıkarmış dediğin olan fotoğraf duruyor.. Birlikte hayrullah efendinin çimlere ve ebe gümecilere dün yaptığı zulmü seyrediyoruz . Sen bugün onun tarafındasın anlattıklarıma hiç tepki vermiyorsun. Sanki bana kızıcaksın onun çimleri biçmesine kızdığım için..  Konuyu değiştiriyorum seni kızdırmadan , farkındamısın asu ile mefruş ortalıkta yok iki gecedir , ne demek şimdi kim onlar , şu her gece izlediğimiz yaramaz iki kedi yafrusu yokmu isimlerini sen koymuştun .. İşte onlarda yok sen gittiğinden beri , artık yaramazlık yapmıyorlar , kaplarına koyduğum mamalar yenmiyor , sütleri eksilmiyor…. Her yer birden sanki çok sessizleştiii…

eylül 07′    06:12:34

Gönül odamın arka bahçeye bakan penceresi….

dolmuşçasına…

Eylül 4, 2009 - 5:41 pm No Comments

Kırmızı giydiğinden mi yaklaşamıyorum , sana uzak duruyorum..Kestiremiyorum , başkasına sakallarımı , saçımı ,  bakamıyorum fotoğraflarının olmadığı boş aynalara.. Ağlamıyorum.. artık ağlamıyorum… İnan..

Gündüzlerim senle gitti geride kalan sadece karanlıklar.. Bütün perdeleri kalın bordo renkli saten kumaşlı olarak değiştirdim girmesin içeri başka bir ışık diye.. Sadece senin fotoğraflarınla aydınlatıyorum benim küçük , yalnız , su alan çatı katı , sen kokan evimi…

Biliyormusun hala iki kişilik hazırlıyorum sofrayı büyük oda da. Çift sarılı patlatmadan sarısını , sahanda yumurta , esmer şeker , ki şeker kullanmadığın halde onları masa da görmeyi çok severdin , kepek ekmeği masanın eksilmeyen oyuncuları…

Döndüğünde her şey aynı yerinde olsun diye dokunmuyorum bile eşyalarınaa.. Belki inanmızsın ama televizyon da hala giderken açık bıraktığın dizi kanalı duruyor , onu bile değiştiremedim sen dönersin diye…

devamı  sonra….

eylül 03′     18:34:21

şirinevler – taksim dolmuşu

can i begin to live again

Eylül 3, 2009 - 11:04 am No Comments

Hep dipteydim , hiç düzlük görmedim hayatta.

Elimden tutmayınca kafadan malup oldum.

Kimileri yaşarken insan gibi ben bakar oldum.

Bir hiç olsam yine da sever miydin beni?

Hayata en baştan başlar mıydık yapabilseydik?

Bir hiç olsam yine de sever miydin beni?

Hayata en baştan başlar mıydın benimle?

Aslında benim yazmadığım son zamanlar da dilimde dolanan bu şarkı her seferinde daha fazla anlam yükleyerek mırıldanmama sebep oluyor..

Kimbilir belki herkes temiz bir sayfa açmaya cesaret edemez , yada her şeyi göze alamaz , belki de bu kadar cesur olmak iyi değildir. Zaman herkes için en iyi ilaç derler ya bu kadar doktor niye var o zaman …

üçyüz kırk iki eksi dört

Eylül 1, 2009 - 1:26 pm No Comments

Büyüdük te sanki ne oldu ,

hayat bizi farklı sahnelerinde farklı rollerinde başkalarının yazdıkları oyunları oynatıyor…  Kendi sahnemize ne zaman geçeceğiz merak ediyorum. Her zaman olayların üstesinden gelen anlayışlı başkasını düşünen bir insan olmak istemiyorum . Sanırım artık daha sert daha anlayışsız bir kişilik gündemde, kaba kuvvet içinde olan , küfreden , saygısı kendisine olan sadece bir firenkeştayn yaratıyor doktor..  Tarihin solmuş birbirine yapışmış yaprakları , açılmaya çalışılırsa yırtılır olan tarih yok olur bilinmezmi.. .Nedir bu vurdumduymaz kendini bilmezlik…

İndeks okunmadan başlanmaz kitaba , ve birlikte olunmazsa yazılmaz tarih sayfalara… Elele verilmeden tutuşulmaz elele , hele bir liman koyunda bakıyorsanız birlikte o fenere gecenin köründe…

Sen gülünce , çiçekler fırlar tomurcuklarından , yakamoz parıltısı düşer başına, çiçeğin her bir dalında sarkan bir yaprağına.. Hayat , bir yaprağın açıp yere düştüğü an kadar kısadır. Değerini bilmeli ki işte o zaman değerlidir.